Ayrımcı Söylemlerle Mücadele İçin ‘Satır Aralarını’ Okumak
çıkarılan bu yanlışın düzeltilmesinin olası yollarının neler olduğunu tartışmaktadır. Böylelikle Fairclough’nun söylem analizi yaklaşımının bize büyük resmi görmeyi önerdiğini söyleyebiliriz. Fairclough’nun yaklaşımına
göre, söylem analizi yalnızca bir metnin ya da bir söylemsel pratiğin nasıl
ortaya çıktığının ya da nasıl işlediğinin analizi değildir. Bu pratiğin art alanını açıp dökmeyi ve bununla da yetinmeyip bu pratiğin ortaya koyduğu
sorunu değiştirmenin/dönüştürmenin yollarını araştırmayı gerektirir.
“Neden medya?” sorusunun yanıtı da burada önem kazanır. Van
Dijk, söylemin oynadığı rolü, iktidarın bir tür zihinsel denetim mekanizması aracılığıyla dolaylı biçimde işlemesine ve “ikna yoluyla ya da öbür
söylemsel iletişim biçimleri yoluyla uygulanmasına” bağlar (1999:333).
Toplumsal iktidarın yeniden üretimi için gereken ideolojik çerçeve “iletişim ve söylem yoluyla kazanılır, onaylanır ya da değiştirilir” (335). Bu
noktada, Hall’ün deyişiyle medya gerçekliği yalnızca yeniden üretmekle
kalmaz; aynı zamanda dilsel pratikler yoluyla tanımlar, aktif bir seçme
ve sunma işlemiyle temsil eder, ona anlam verir (1999:88).
Yaygın medya kuruluşları, varlıklarını ancak profesyonel ideolojileri
çerçevesinde üstlendikleri görevleri yerine getirerek, haber kaynaklarıyla ilişkilerini sağlamlaştırarak, reklam gelirlerini artırarak sürdürebilecek
ekonomik birimlerdir. Bu nedenle, medya metinlerinde ortaya koyulan
gerçeklik iddiası, toplumsal gerçekliğin ancak belli bir bakış açısından tanımlanması anlamına gelir; medya kuruluşlarının ve çalışanlarının egemen
ilişkiler ağı içindeki konumları, medya metinlerinde tanımlanan, onanan
gerçekliğin, medya kuruluşlarının ve elitlerinin çıkarlarıyla uyumlu toplumsal değerler, yaşam biçimleri, normlar çerçevesinde oluşmasına aracılık eder. Yazarlar, sanatçılar, yönetmenler, akademisyenler, gazeteciler gibi
“sembolik elitler”, Van Dijk’ın ifadesiyle, politik, medyatik ve akademik
söylemleri kontrol eder, kamusal söyleme hâkim olan konular ve bunların
nasıl anlamlandırılacağı konusunda belirleyici bir rol üstlenirler (Van Dijk,
1999: 338-9). Örneğin bir haber için hangi başlığın anlamlı olduğuna, “enformasyonun miktar��na ve tipine, özellikle de kimin kamusal olarak ve hangi
tarzda tarif edilebileceğine dair düzenlemeler yapabilirler” (337).
Van Dijk, sembolik elitlerin toplumsal gerçekliği anlamlandıran, dünyada olup biteni tanımlayan kamusal metinler oluşturabilme gücüne özel
bir önem yükler. Böylece söylem, insanların “zihinlerini kontrol etmenin
109