İçselleştirilmiş Bir Gelenek Olarak
Ayrımcılık
Pakrat Estukyan
Ayrımcılık ülkemizde o denli içselleştirilmiş bir gelenek ki, 1908
yılında Meşrutiyet ilan edildiğinde ve meşru düzende ülke halklarının
eşit vatandaş olacakları savı ileri sürüldüğünde gelen en somut tepki
“Ne yani, bundan sonra gâvura gâvur denmeyecek mi?” olmuştur.
Bu, içselleştirme dediğimiz durumun en somut hali. Gâvur sözü ki
aslında hakaret içerir fakat her zaman hakaret amacıyla kullanılmıyor
da olabilir. İçselleştirme aynı zamanda bir doğallaştırma meselesidir.
Örneğin, eğer Müslüman değilse, gâvurdur. Oysa bu sözcük Müslüman
olmayan toplumları rencide eden ifadelerin başında gelir. Su içer, nefes
alır gibi, bu kadar kolay, bu kadar hoyratça söylenen sözcüğün anlamı
inancı olmayan veya inancı sapkın, inancı bozuk. Çünkü İslam sözcüğü
Türkçede bir çarpıtma ile Müslüman, yani temiz imanlı anlamında
kullanılıyor. Dolayısıyla gayrimüslim dediğiniz anda imanı temiz
olmayanları işaret etmiş oluyorsunuz. Bütün bunlar, kullananların çoğu
kez farkına varmadıkları ama doğallıkla içselleştirdikleri şeyler.
Askerlik yaparken boynumuzda bir künye olurdu. Künyede
adımız, birliğimiz gibi bilgilerin yanı sıra "M", "GM" ifadeleri vardı.
"M" Müslümanları, "GM" ise gayrimüslimleri ifade ederdi. Buna atıfla
kendimize "General Motor" der, gülüşürdük. Bu bilginin bir gereklilik
olduğu da söylenebilir. Nitekim nüfus kâğıtlarımızı ufak banka kartı
123