Uluslararası Ayrımcılık Konferansı takdir yetkisine sahip oldukları anlaşılan idari yetkililerin iyi niyetine dayanmaktadır. AİHM, Alevi topluluğunun üyelerinin ve özellikle başvuranların din özgürlüğü haklarını etkin bir şekilde kullanmalarına imkân verecek olan tanınmanın reddedilmesi anlamına geldiği sonucuna ulaşmıştır. Özellikle, şikâyetçi olunan red, Alevi topluluğunun özerk varlığını inkâr etme ve üyelerinin ibadethanelerini (cemevlerini) ve dini liderlerini ifade eden unvanı (dede) mevzuata tam uygunluk içerisinde kullanmalarını imkânsız kılma etkisindedir. Dolayısıyla, ilgili ve yeterli gerekçe bulunmaması nedeniyle, davalı devlet takdir payını aşmıştır. Bu nedenle, şikâyetçi olunan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu değerlendirilemez. Sonuç olarak AİHM, Türkiye’nin Sözleşme’nin 9. maddesini ihlal ettiğine hükmetmiştir. AİHM söz konusu şikâyeti ayrımcılık yasağı (14. madde) ile ilgili olarak da değerlendirmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme’nin ele aldığı ilk soru, başvurucuların maruz kaldığı muamele ile benzer durumlardaki kişilere gösterilen muamele arasında herhangi bir farklılığın bulunup bulunmadığıdır. Başvuranlar, Türk hukukunda bu kamu hizmetlerinin yalnızca İslam’ın çoğunluk tarafından benimsenen anlayışına mensup kişilere fayda sağladığını, Alevi vatandaşların ise bu hizmetlerden ve dolayısıyla sağlanan statüden yoksun bırakıldığını vurgulamışlardır. AİHM’e göre Aleviler, içlerinde ilahiyat doktrininin, başlıca dini ibadetlerin, ibadethanelerin ve eğitimin de yer aldığı çok sayıda alanda ayırt edici özellikleri olan bir dini topluluğu oluşturmaktadır. Alevilik inancına mensup kişilerin kendi toplulukları bakımından tanınırlığa ve dini kamu hizmetlerinin sağlanmasına ilişkin ihtiyaçları, kendileri için sağlanan hizmetler bir kamu hizmeti olarak değerlendirilen kişilerin ihtiyaçları ile kıyaslanabilir. Bu nedenle, AİHM’e göre, başvuranlar, Alevi kişiler olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından sağlanan dini kamu hizmetlerinin faydalanıcıları ile kıyaslanabilir bir durumdadırlar. İnançlarının ulusal makamlar tarafından bir “tarikat” olarak sınıflandırılması sebebiyle, benzer bir statüden ve bu statüyle birlikte gelen çok sayıda avantajdan neredeyse tamamen yoksun bırakılmaktadırlar. Başvurucuların farklı bir muameleye maruz kaldığı tespit edildikten sonra, farklı muamelenin nesnel ve makul bir gerekçesi olup olmadığı 192

Hedef paragraf seç3