Venedik Komisyonunun Ayrımcılıkla Mücadele Yaklaşımı
misyonu bu uluslararası sözleşme kriterlerine göre üye ülkeler, örneğin
Romanya, Ukrayna, Moldova, Macaristan hakkında değerlendirmelerde
bulunmaktadır. İkinci olarak ise ayrımcılık meselesini hukukun üstünlüğü başlığı altında incelemektedir. Özellikle hukukun üstünlüğü ile ilgili check-list’e baktığımız zaman orada ayrımcılık sorununu üç temel
boyutta değerlendirdiğini görüyoruz. Bir tanesi genel anlamda ayrımcılığın yasaklanması, ikincisi yasa yaparken eşitlik, üçüncüsü ise yasanın
uygulanması sırasında eşitliktir.
Türkiye ile ilgili şu ana kadar toplam on beş tane rapor hazırlandı, on altıncısı yolda. Seçim kanununda yapılan değişikliklerin de
önümüzdeki haziran ayında rapor olarak Venedik Komisyonu Genel
Kurulu’nun gündemine geleceğini düşünüyorum. Bir tanesinde, özellikle dini ayrımcılıkla ilgili bir değerlendirme olduğunu görüyoruz. O
da gayrimüslim azınlıkların tüzel kişilikleriyle Fener-Rum Patrikhanesi’nin ekümenik sıfatını kullanmasıyla ilgilidir. Komisyonun 2010
yılında hazırladığı görüşündeki yaklaşımını şöyle özetlemek doğru:
Din özgürlüğü ve özellikle dini cemaatler konusunda Avrupa’da yasal
tekil bir standart yoktur. Türkiye’nin durumu hem laiklik uygulaması
itibariyle hem de toplumsal ve sosyolojik yapısı gereğince karmaşık
mahiyettedir. Ülkede ilginç bir laiklik anlayışı olduğu için buna bağlı
olarak din özgürlüğü ve laiklik konusundaki tartışmalar da ilginç bir
görünüm arz etmektedir. Venedik Komisyonu, Türkiye içi bu tartışmalara girmez, bence de girmemesi doğru; çünkü oradan çıkmak çok
fazla mümkün değil. Komisyon, Türkiye’nin ciddi gelişmeler kaydettiğini, azınlık hakları konusunda ciddi adımlar attığını, bunun takdire
şayan olduğunu ve onun dışındaki sorunların da zaman içinde çözüleceğini, bunun zaman gerektirdiğini dile getiriyor. Ama bir noktada
Avrupa standartları ve uluslararası sözleşmeler bakımından ihlallerin
bulunduğunu da tespit ediyor. O da dini cemaatlerin tüzel kişilik kazanmasının hukuken yasak olması hususu. Dini cemaatlerin tüzel kişiliklerinin olmaması iki boyut itibariyle sorun üretiyor. Cemaatlerin
mahkemelerde kolektif hak talebinde (tabii bireysel hak talebinin de
bunun içinde değerlendirilmesi gerekiyor) bulunabilme imkânı yok.
Tüzel kişilikleri olmadığından mahkemeleri harekete geçirebilme imkânları yok. Bununla bağlantılı olarak tabii ki mülkiyet hakkının da
211