Uluslararası Ayrımcılık Konferansı
sıra istatistik de sundu. Jüri üyelerinin %90’dan fazlasının erkeklerden
oluştuğunu ortaya koyuyordu bu veri. Malta hükümeti bu istatistiği çürütemedi ve ihlal sonucuna ulaşıldı.
Bir diğer karar, D.H. v. Çek Cumhuriyeti kararıdır. Bu davada da yine
istatistik kullanılmıştı. Bu vakada Çek Cumhuriyeti’nin Roman çocukları
sürekli olarak akıl zayıflığı olan çocukların gittiği okullara yönlendirdiği
iddiası gündeme geldi. Başvurucuların iddiası şuydu: “Biz, Roman olduğumuz için bu okullara gönderildik. Bu testlere giriyoruz, görüntüde objektif
testler bunlar ama bizim kültürel değerlerimiz yeterince dikkate alınmıyor, oldukça keyfi şekilde akıl zayıflığı sonucuna ulaşıyorlar. Bu pratik,
Roman çocuklarına yönelik sürekli şekilde uygulanıyor.” Bu iddiaların yanında istatistikler de sunuldu. Gerçekten de istatistikte, söz konusu okullara giden çocukların %56’sının Roman çocukları olduğu söyleniyordu.
Strazburg, hükümete aksine verileri sordu. Aksi ispatlanamadığı için bu
karineden ayrımcılık yapıldığı sonucuna ulaşıldı.
Yani şunu söylemeye getiriyorum, özel ayrımcılık hukukuna ilişkin
iki tane, yeni gelişmekte olan ispat yöntemi var. Bunlardan birisi “İddia
eden ispat eder” kuralına tersine çevirmektir. Makul bir veri ortaya koymuş ise şayet başvurucu, taraf devlete bunun aksini ispat etme yükümlülüğü yüklemek. İkincisi de tekil vakalarda görülemeyen ayrımcılığın,
genel, yani istatistiğe bağlı çıkarımlardan tesit edilebilmesidir. Bu yeni
yaklaşımı geliştirmese, 2000 öncesi soyut ve hayal dünyasında tespitler
içinde kalacaktı Strazburg.
224
Hedef paragraf seç3
Bir paragrafa bağla
Connect to an entity
Disable highlights
İçindekiler tablosuna ekle