Dönüşen Kentlerin Dönüşmeyen Ayrımcılığı: İzmit Romanları Örneği
Onlar için ayrımcılığa uğramadan iş bulmak oldukça güçtür. Romanların yapabileceği işler sanki tanımlıdır ve bunlardan başka işlere kolay
kolay ve kimliklerini saklamadan girememektedirler:
“Benim kız fabrikaya girdi, iyi de çalışıyordu. Sonra ne olduysa, bizim mahalleyi mi duydular artık bilemiycem, çıkardılar kızı.” (Kadın,
yaş 49, Serdar Mah., 23.07.2012)
“Okuyanlarımız var ama taşınıyorlar mahalleden. Mahallenin
adı sorun oluyor, işten çıkartılıyorlar.” (Kadın, yaş 32, Yenimahalle, 04.10.2010)
“Benim hâlâmın oğlu avukatlık okudu, taşındılar mahalleden.
Söylemiyor oğlan Roman olduğunu.” (Kadın, yaş 49, Serdar
Mah., 23.07.2012)
Uzakdoğu ve Asya ülkelerinde üretilen ucuz ürünlerin iç piyasaya girmesi, nakit yerine kredi kartı kullanımının yaygınlaşması, Roman
işleri olarak tanımlanan işlerin geçerliliğini kaybetmesi ya da zanaat
çerçevesinden çıkıp fabrikasyon üretimin yaygınlaşması ekonomik durum üzerinde belirgin bir gerilemeye neden olmuştur. Avrupa ülkelerindekine benzer şekilde (Casa-Nova, 2007: 110), özellikle seyyar satıcılık
ve pazarcılık yapanlar, Asya’dan gelen ucuz ürünlerle yarışamamakta,
ellerindeki malları satamadıkları için yeni mal alamamakta ve işsizleşmektedirler:
“Sepetçiler vardı eskiden, böyle yol boyu sergiler açarlardı, gezginlerdi. Hâlâ varlar Kandıra’da, Adapazarı’nda. Ama eskisi gibi
değil. Çin malı sepetler geldi, satılmaz oldu bizimkiler.” (Erkek,
yaş 52, Serdar Mah., 15.05.2011).
“Bizimkiler elekçi, eskiden o işleri yaparlarmış. Kalmadı ki artık.
Gerçi bizim oralarda [Bursa Kemalpaşa] hâlâ elek var ama buralarda yok artık, bitti. Şehirde kim ne yapsın eleği?” (Kadın, yaş
49, Serdar Mah., 23.07.2012)
63