Uluslararası Ayrımcılık Konferansı
mek için” devlete pozitif ayrımcılık yapma edimi yükler. Bu nedenle de
ayrımcılık yasağı ve eşitlik ilkesinin azınlık haklarının korunmasında
“mutlak birer önkoşul” oldukları kabul edilir.
Ne var ki, Türk devletinin uygulamaları ne eşitlik ilkesinin ne de
ayrımcılık yasağının bu doğrultuda anlaşıldığını göstermektedir. Patrick Thornberry, “ayrımcılık yasağının” bazı ülkelerde “kültürel ve dinsel
grupların farklılıklarının çoğunluğun kültürünün yararına bir şekilde
yok edilmesi ve bunların asimilasyonunda bir araç” olarak kullanıldığını
söylemektedir. Türkiye de bu ülkelerden biridir.
“Ayrımcılık” kelimesi Türkiye’deki mevzuata yeni girmiştir. Bu
kavram radyo-televizyon yayıncılığı yayın ilkelerinden biri olarak mevzuata girmiş, daha sonra medya ve spor etkinliklerinde “ayrımcılığın”
yasaklanması olarak değişik düzenlemelerde yer almıştır. 1982 Anayasası, “ayrımcılığın” açıkça yasaklandığı özel bir hüküm içermez.
Kanunlarda “ayrımcılık” yeni olsa da, “ayrım” kelimesi uzun zamandır mevzuatta ayrım yaratmak, ayrım gözetmek, ayrım yapmak olarak
kullanılmıştır. Anayasa’nın 10. maddesinin 1. fıkrasında herkesin “dil,
ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit” olduğu yazılıdır.
Görüldüğü gibi madde metninde ayrımcılık kelimesi bulunmamaktadır.
Ancak Türk Devleti, maddedeki “ayrım gözetilmeksizin” kavramını İngilizceye “ayrımcılık yapmama” olarak çevirir ve bu maddenin “ayrımcılık yasağı” maddesi olduğunu uluslararası platformlarda savunmaktadır.
Oysa Anayasa madde 10’da kullanılan ayrım gözetmeme ifadesi ayrımcılıktan ziyade, 1992 Fransız Anayasası’nın 2/1 maddesinde kanun
önünde eşitlik ilkesi formüle edilirken kullanılan Fransızca “sans distinction (ayrım olmaksızın)” kavramına daha yakındır. Fransız vatandaşları
arasında “etnik farklıklar” bulunduğunu reddetmek için, bilinçli olarak
kanun koyucular tarafından tercih edildiği söylenen “sans distinction”
ifadesi ayrıca “çoğulculuk karşıtı ve asimile edici ve azınlık haklarını
inkâr edici” sonuçları nedeni ile eleştirilmektedir.
Gerçekten de Türkiye’de de “ayrım yapmama/gözetmeme” gibi benzer bir işlev görmektedir. Öncelikle bu ifadeler devletin hiçbir farklılığa
özel bir değer atfetmediği ve bütün bu gruplara eşit uzaklıkta durduğu,
tarafsız ve sivil milliyetçilik kurgusuna delil olarak gösterilir.
74