Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu ve Ayrımcılık Yasağına Dair Mevzuatın Avrupa Birliği Hukukuna Uyumu det Sezer 5520 sayılı Kanun’u veto etti. 5520 sayılı Kanun daha sonra 5548 sayılı Kanun olarak Meclis tarafından tekrar kabul edildi. Kanun, tekrar kabul edildikten sonra Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in açtığı iptal davası sonucunda, dava Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gitti. AYM, “İdarenin denetimi Anayasa tarafından yargı organlarına verilmiştir, yargı organları dışında idare yargısal veya yargısal benzeri bir denetime konu edilemez” diyerek, kanunun tümünü iptal etti. Bu arada 2010 yılında AYM’nin iptal gerekçelerini ortadan kaldıran bir Anayasa değişikliği yaşadık. Anayasa’nın 74. maddesine eklenen fıkralar ile Ombudsmanlığa bir anayasal dayanak oluşturuldu. Devamında da 2012 yılında üçüncü Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu kabul edildi. Bu kurum idarenin işlem ve eylemlerine yönelik yargısal benzeri bir denetim gerçekleştiriyor. Diğer tüm insan hakları ihlalleriyle beraber ayrımcılık yasağı da bu kurumun görev alanına giriyor. Ombudsmanlık ile aynı sene bir ulusal insan hakları kurumu olarak Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHK) kuruldu. AB üyelik sürecinde Türkiye’nin yerine getirmesi gereken kriterlerden biri, bu tür bir kurumun kurulmasıydı. Kurumlar kurulduktan sonra bağımsızlıkları ile ilgili ciddi tartışmalar yaşandı. KDK’de beş denetçi ile bir baş denetçi, TİHK’de ise 11 yönetim kurulu üyesi bulunuyordu. Bunların atanması ile ilgili süreçlerde ne yazık ki nitelikli çoğunluk öngörülmedi ve Meclis’te bulunan sadece bir partinin oylarıyla baş denetçi ve denetçiler atandı. TİHK üyeleri ise yine tek yönlü olarak Cumhurbaşkanı ya da Bakanlar Kurulu tarafından atandı. Bu durum kamuoyunda haklı olarak, bu kurumların bağımsızlığına ve tarafsızlığına dair ciddi bir şüphe doğurdu. Bu şüphenin varlığı, kurumlara gelen başvuru sayısının da oldukça düşük olmasına yol açtı. Bu kurumların kendilerini tanıtma yönünde çok yoğun bir faaliyet yürütmediğini de belirtmek gerekiyor. Toplum içerisinde çok bilinmedikleri için, aldıkları başvuru sayısı da 80 milyonluk bir nüfusa sahip bir ülke açısından oldukça düşük kaldı. Bu iki kurum da Ankara merkezliydi. Sadece KDK İstanbul’da bir ofis açtı. Bunun dışında TİHK, Ankara dışında herhangi bir ofis de açmadı. Bu durum her iki kurumun erişilebilirliği açısından ciddi bir sorun doğurdu. TİHK, yerini TİHEK’e bırakana kadar geçen dört yıllık süre içerisinde yalnızca bir tane bireysel başvuruyu sonuçlandırdı. Gelen 97

Hedef paragraf seç3