II. ULUSLARARASI AYRIMCILIK KONFERANSI
Ayrımcılık doğrudan, dolaylı ve/veya kesişimsel olabilir. Doğrudan ayrımcılığı fark etmek genellikle kolaydır. Buna karşılık dolaylı
ayrımcılığı fark etmek o kadar olmayabilir, zira görünüşte tarafsız bir
uygulama veya kural bulunmaktadır. Tarafsızlık örtüsü kaldırıldığında,
uygulama veya düzenlemenin sonuçları bakımından ayrımcılık yarattığı görülebilir. Keşisimsel ayrımcılıkta ise çeşitli ayrımcılık biçimleri bir
araya gelerek belirli bir grubu, topluluğu ya da halkı, olduğundan daha
da dezavantajlı hale getirir; örneğin, siyah, yoksul ve kadın olmak yahut
eşcinsel mülteci olmak gibi.
Ayrımcılığın, kişinin çeşitli özelliklerine dayandırılabileceğinden
söz etmiştik; bunlardan birisi de cinsiyet/toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğidir. Toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık en
eski, en köklü ve çok açık olmadığı hallerde de cinsiyetler arası farklar
“doğal”laştırıldığı için genellikle fark edilmesi en zor ayrımcılık türlerinden birisidir. Herhangi bir şey (cinsiyet, kurum, yapı) doğallaştırıldığında artık ona itiraz edilemez, değişmeyeceği varsayılır; dolayısıyla
“Cinsiyet temelli her ayrımcı tutum cinsiyetçidir” (Daumas, 2018; s. 19).
Esasında cinsiyet ayrımcılığı dendiğinde ilk akla gelen, kadınlara
yönelik ayrımcılıktır. Nitekim CEDAW bunu şöyle tanımlamaktadır:
“İşbu sözleşmeye göre, ‘kadınlara karşı ayrım’ deyimi kadınların, medeni durumlarına bakılmaksızın ve kadın ile erkek eşitliğine dayalı olarak
politik, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve diğer sahalardaki insan
hakları ve temel özgürlüklerinin tanınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını engelleyen veya ortadan kaldıran veya bunu amaçlayan ve cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi bir ayrım, mahrumiyet
veya kısıtlama anlamına gelecektir” (Md. 1).
Toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık, konuya biraz daha geniş bir
çerçeveden bakmayı gerektirir; zira sadece atanmış cinsiyet nedeniyle değil cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği nedeniyle yapılan ayrımcılığı da içerir. İstanbul Sözleşmesi’nde toplumsal cinsiyet “herhangi bir
toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler”
olarak tanımlanır. Toplumsal cinsiyet kavramının kendisinin cinsiyetler
arası fark gözeten, hatta ikili cinsiyet sistemini yeniden üreten bir anlam içerdiği de düşünülebilir, zira kendilerini iki cinsiyetten birisiyle ta100