VATANDAŞ OLMAYANLARA YÖNELIK AYRIMCILIK bahsettim. Böyle pek çok sivil toplum örgütü-akademi ortaklığı mevcuttur ve vatandaş olmayanların yaşadığı insan hakları ihlallerinin cezasız kalmaması için ortak bir mücadele verilmektedir. Geri itmeler bildiğiniz gibi hem denizde hem karada on yıllardır yaşanmaktadır; ancak son dönemde bu hukuka aykırı uygulama sistematik bir hal almış durumdadır. İnsanlar daha ülke toprağına ayak basamadan veya toprağa ayak bastıklarını kanıtlayamayacak bir şekilde toplu olarak ve onları kimlerin geri ittiğini göremeden, yaratılan militarize edilmiş ara bölgeye getirilip Meriç’e ya da üzerindeki adacıklara bırakılmaktadır. Bu şekilde yapılan geri itmelere dair normalde kanıt bulmak çok zordur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne işkence yasağı kapsamında (1951 Sözleşmesi açısından da geri gönderme yasağı kapsamında) yapılacak bir başvurunun en etkili hukuki yol olduğunu söyleyebilirim. Devletler, Mahkeme’den ihlal kararı çıkmaması için değişik yollar geliştirmektedir. Yunanistan için kişiyi gözlerini bağlayarak karanlıkta bir yere kapatmak ve sonra gece geri götürmek, o kişinin ülkeye ayak bastığını kanıtlamasını zorlaştırmaktadır. Bu ve benzeri ihlalleri izlemek ve raporlamak çok zor bir hale geldi, çünkü devletler hukuk dışına çıkmış durumdadır. Türkiye, Suriye sınırında gerçekleştirdiği hukuka aykırı “sözde gönüllü” geri göndermelere rağmen, çok daha fazla mülteci barındırması nedeniyle siyasi olarak üzerine gidilen bir ülke değildir şu an için. Hatta korunup kollandığını söylemek daha doğru olacaktır. Bu ölümlü vakalar hem karada hem denizde Ege’de ve Akdeniz’de yaşanmaktadır ve insanlar mülteci statüsü almış değildir. Mültecilerin haklarını koruyan bir sözleşme var olmakla birlikte, göçmenler için bağlayıcı bir sözleşme yoktur. Peki biz ne yapabiliriz? Türkiye hem AK üyesi hem de BM üyesi olarak göçmenlere uygulanabilir pek çok tematik sözleşmeye taraftır. Bu yüzden diğer BM sözleşmelerine bakarak pek çok hak çıkarmak ve o sözleşmelerin denetim mekanizmalarını bu ihlallere karşı kullanmak mümkündür. Göçmenlere uygulanması gereken insan hakları standartlarına bakarsak, aslında ilk aklımıza gelmesi gereken sözleşmeler, Türkiye’nin 2003 yılında yine AB adaylık süreci için onayladığı ve “ikiz sözleşmeler” olarak da anılan Kişisel, Siyasal Haklar Sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’dir. Bu sözleşmelere baktığımız zaman, İnsan Hakları Evrensel Beyanname125

Hedef paragraf seç3