II. ULUSLARARASI AYRIMCILIK KONFERANSI
tişkinlerin hemen yanında “minyatür yetişkinler” olarak yer alan çocuklar, 16., 17. yüzyıllara gelindiğinde “biçimlenmemiş yetişkinlere” dönü��müştür. Bunun anlamı çocukların okuma yazmayı öğrenmek için eğitim
alması gerektiğiydi ki gene Postman’ın ifadesiyle Avrupa “okulları yeniden1 icat ederek çocukluğu zorunlu kılmıştır” (Postman, 1995: 52-59).
Böylece çocuklar, yetişkin yaşamından dışlanarak ayrı bir toplumsal kategori olarak yetişkinlerin karşısında konumlanmıştır. Bu bağlamda çocuk, yetişkin karşısında bir dizi yetersizlik yoluyla tanımlanır olmuştur.
Günümüz toplumunda çocuklar fiziksel yetersizlikten deneyim ve bilgi
eksikliğine, cinsel olgunluktan yoksun olmaya çok farklı şekillerde fakat
mutlaka yetişkin karşısında ikincil, ona bağımlı olarak konumlandırılır.
Bu durumda yetişkinler ile çocuklar arasındaki ilişkinin yetişkin lehine işleyen bir güç ilişkisi olduğunu söylemeliyiz. Diğer bir deyişle yaş,
hiyerarşileri ve ayrımcılığı, kapsama ve dışlamaları taşıyan sosyal bir
düzendir. Yetişkinlik, yaşamlarının bu evresindeki bireylerin toplumun
sürekliliği için katkı sağladığı düşünüldüğünden, diğer yaşam evreleriyle karşılaştırıldığında daha yüksek bir statüye sahiptir. Oysa çocuk, genç
ve yaşlılar tam tersine tüketen olarak kabul edilir; topluma katkıda bulunmayıp, sadece var olan kaynakları kullanmaktadırlar. Sonuç olarak
çocuklar, yetişkinler karşısında bir azınlık grubu olarak yer alır.
Azınlık grubuna üyelik bireylerin fiziksel ve kültürel özelliklerinden kaynaklanır ki bu özellikler onları ayırmak ve kolektif dışlama için
kullanılır (Oakley, 1994: 14). Dolayısıyla çocuklar, yetişkinci bir toplumsal yapıda dezavantajlı bir konumdadır ve pek çok açıdan ayrımcılığa
uğrarlar. Dahası azınlık grubu üyesi olmak, daha az yetkin ve eksik olmak anlamına gelir. Bu eksik ve bağımlı olma durumu çocukları paternalist bir bakışla karşı karşıya bırakır. Oakley buna “üstün yararı” dili
der ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne de hâkim olan bu dilin çocuklar için
tehlikeli olduğunu iddia eder. Zira bu, koruma kılıfına sokulmuş kontrol
1 Antik dönemden beri eğitim kurumlarının varlığını görmekteyiz; fakat bu dönemdeki okullar
eğitim verdikleri gruplar ve eğitim şekilleri açısından modern eğitim kurumlarından çok farklıydı. Gerek antik uygarlıklarda gerekse ortaçağ ve Rönesans boyunca –örneğin, yedi ile yirmi
dört yaşındaki gibi– farklı yaşlardan, hemen tamamen erkekler bir arada eğitim almışlardır. 18.
yüzyıldan itibaren ise okullar, kronolojik yaşa dayalı olarak sınıflara ayrılmış, aynı yaştaki öğrenciler aynı sınıfta bir araya getirilmiş ve müfredat da buna göre belirlenir olmuştur (Ariés,
1962: 171-172; James ve James, 2012: 1-3).
156