11
Evrensel tasarım, ürünlerin, hizmetlerin ve çevrenin, yaşı, engellilik durumu veya özel
koşulları her ne olursa olsun, mümkün olduğu kadar çok insan tarafından kullanılabilecek şekilde tasarlanmasına yönelik bir yaklaşımdır. Evrensel tasarım yaklaşımında, bir
toplumda pek çok farklı insanın yaşadığı kabul edilir ve bu tasarım sürecinin en başında
dikkate alınır. Ancak, evrensel tasarım ne kadar iyi olursa olsun, bütün engelliler açısından uyumlu olmayabilir. Herkesin hesaba katılabilmesi için, ilave uyarlamalar sürekli
gözetilmelidir.
Son kırk yılda, dünya çapında engelliler kendilerini ‘hasta’, ‘acınası’ veya ‘farklı’ olarak
görmeyi bırakmıştır. Engelliler de artık kendilerini herkes gibi toplumlarının bir parçası
olarak görmektedir. Engelli hakları hareketine katılmalarıyla birlikte engelli bireyler kendilerine yapılan muamelenin genellikle haksız ve ayrımcı olduğunu fark etmeye başlamıştır. Engellilik, tıpkı toplumsal cinsiyet, yaş ve ırk gibi bir başka özelliktir.
Engelli kişilerde bir ‘anormallik’ bulunmamaktadır. Herkesin öyle ya da böyle başkalarından farklı olduğu bir yönü vardır. Engelli bireyler için de aynı durum geçerlidir. Dünya bir
mozaik gibidir. Mozaiğin her parçası farklıdır ama herkes mozaiğin bir parçasıdır.
1.2 Bir İnsan Hakları Alanı Olarak Engellilik
1. Engelliliğe Bakışı Değiştirmek
Son kırk yılda engellilikle ilgili görüşler ve engelli kişilere bakış önemli ölçüde değişmiştir.
(a) Eski Bakış Açısı: Engelliliği İlgili Kişinin Problemi Olarak Görmek
Yüzyıllar boyunca engellilik, belli bir engeli olan kişinin ‘problemi’ olarak görülmüş veya
başkaları tarafından o kişinin ‘kusuru veya noksanı’ olarak algılanmıştır (örneğin bir insanın tek bacağının olması, görme engelinin olması, öğrenme zorluğu çekmesi vb.). Engeli
olan kişinin topluma uyabilmesi için değişmesi veya ‘düzeltilmesi’ gerektiği düşüncesi hakim olmuştur. O dönemde engellilik bir hastalık veya patolojik bir durum olarak görüldüğünden, profesyonellere hastalığı teşhis etmek, bu konuda ne yapılacağına karar vermek ve
durumu düzeltmek düşmüştür. Bu görüş yüzünden, engelli kişilerin hayatı doktorlara veya
uzman olarak görülen başka insanların kontrolüne bırakılmıştır. Örneğin, bazı durumlarda
engelli kişilerin hangi destekleri alacakları, nerede yaşayacakları, yok sayılıp sayılmayacakları, kendilerine yemek verilip verilmeyeceği, az miktardaki yemeğin engelsiz bir kişiye verilmesinin daha uygun olup olmayacağı gibi konular doktorların, rehabilitasyon uzmanlarının veya psikologların takdirine bırakılmıştır. Bazen, uzman kişi engeli ‘düzeltemediğinde’
kişi görmezden gelinir ve topluma uyum sağlayamadığı için reddedilirdi. Örneğin, zihinsel
engeli olan bir çocuğun öğrenemeyeceği düşünüldüğünden okula gitmesine izin verilmezdi.
İnsanlara bir işi yapmak için sahip oldukları becerileri gösterme şansı bile verilmeden çalışmaları engellenirdi. Bu durum pek çok ülke ve toplumda halen geçerlidir.
Engelliliğin kişinin sorunu olarak görülmesi engellilerin toplumda karşılaştıkları muameleyi etkiler. Buna göre engelli kişiler:
• engelli olmayan kişilerden daha az önemli,
• bakım ve korumaya ihtiyacı olan çaresiz kurbanlar,
• herkesin sahip olduğu hak ve sorumlulukları hak etmeyen veya bunları yöneteme-
yeceği düşünülen
insanlar olarak görülebilir.