TÜRKİYE’DE TOPL ANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI BAKIMINDAN İDARİ YARGININ ETKİLİ BAŞVURU YOLU OLMA NİTELİĞİ
SONUÇ
Türkiye’de son yıllarda en çok daralan haklardan biri olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, hem yasaklama kararları, hem de barışçıl toplanmalara ölçüsüz müdahaleler yoluyla sınırlanmaktadır. Bu kadar yoğun sınırlama ve müdahalelere karşı etkili
bir başvuru yolunun varlığı son derece önemli bir güvence niteliğindedir ve sadece
bu müdahalelerin değil, bu karar ve uygulamalara karşı yargısal yolların etkililiğinin
de tartışılması gerekir. Bir temel hak ve özgürlüğün ihlaline yönelik iddialarda bir
denetim yolunun etkili başvuru yolu olabilmesi için hem mevzuattaki düzenlemeler
ışığında teorik olarak, hem de uygulamada etkili olması gerekir. Mevzuat incelenirken hem ihlal iddiasını taşıyan işlem veya uygulama konusundaki idari usuller, hem
de yargılama usulündeki kurallar dikkate alınmalıdır.
Etkili başvuru hakkı bakımından yasaklama kararları çok yaygın bir uygulama olmasına ve toplantı ve gösteri yürüyüşüne ağır bir müdahale olmasına rağmen idari yargıda
yürütmenin durdurulması kurumu etkili bir denetim mekanizması olmaktan uzaktır.
Belirli bir gösterinin yasaklanmasına ilişkin kararların bir gün öncesinde alınabilmesi,
genel yasaklama kararlarının alınmasında ise idare açısından bir süre sınırlaması olmaması nedeniyle bir etkinliğin hemen öncesinde alınabilmesine karşılık idari yargıda
açılan davalarda yürütmenin durdurulmasının bu kadar hızlı alınması çok güçtür. Her
ne kadar idarenin savunması alınmadan geçici yürütmenin durdurulması kararı verilebilecekse de bu kadar kısa süre içerisinde ilk inceleme yapılıp karar yazılmasını güçlüğünün yanı sıra, yasaklama kararlarının sadece kanundaki sebeplerin sayılması yoluyla alınması nedeniyle mahkemeler hukuka aykırılık değerlendirmesi yapmak için
idarenin savunmasını bekleme yolunu tercih etmektedir. Diğer yandan, hafta sonu ve
mesai saatlerinde inceleme yapılamaması, bilgi-belgelerin idarenin elinde olması, idari
yargıda hakim başına düşen dava sayısı gibi yapısal etkenler de yürütmenin durdurulması kurumunun etkili olmasını güçleştiren unsurlardır. İncelenen dosyalarda da içerik itibariyle hak ve özgürlük odaklı bir inceleme yapılmadığı, güvenlikçi ve idarenin
takdir yetkisine vurgu yapan bir yaklaşımla ölçülülük, hakkın özüne dokunma ve demokratik bir toplumda gerekli olma gibi unsurların kararlarda yeterince incelenmediği, hatta izne bağlama gibi Anayasa’ya aykırı kararların bile bu açıdan incelenmediği,
iptal kararı verilen sınırlı durumda ise bulunan tek bir karar dışında toplantı tarihinden
sonra karar verildiği görülmektedir. Bu açılardan, yasaklama kararlarına karşı idari
yargının etkili bir başvuru yolu olduğunu söylemek mümkün değildir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı bakımından etkili başvuru yolu konusunda bir diğer sorun da toplantılara kolluk müdahalesi sırasında kötü muamele edilmesi durumunda açılan tam yargı davalarıdır. Bu davalar teorik olarak etkili ve ceza yargılamalarını tamamlayıcı nitelikte olabilecekse de uygulamada bu davaların etkili bir başvuru
yolu olmayabildiği görülmektedir. AYM’nin çeşitli ihlal kararlarından da anlaşılan bu
durum, bildirim yapılmaksızın gerçekleştirilen bir toplantı ve gösteri yürüyüşü olması
durumunda davacının –gösteri barışçıl olsa bile veya doğrudan davacının zarara kendi
kusuruyla yol açtığının somut delillerle ispatlanmasa da- salt bu toplantıya katılması
nedeniyle kusurlu olduğu gerekçesiyle tazminata hükmedilmemesi veya tazminatta
indirime gidilmesinden kaynaklanır. Etkili inceleme yapılmayan bir başka durum da 10
Ekim Katliamı’nda olduğu gibi toplantı sırasında gerçekleşen terör eyleminde idarenin
kusuru tartışılmaksızın kusursuz sorumluluğa gidilmesidir. Bu iki durumda da idari
yargı etkili bir başvuru yolu olma niteliğine sahip değildir.
32