TÜRKİYE’DE TOPL ANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI BAKIMINDAN İDARİ YARGININ ETKİLİ BAŞVURU YOLU OLMA NİTELİĞİ
çok benzer veriler talep edilmesine karşılık, bazı cevaplarda kararlara ilişkin bilgi
verilmiş; bazı kararlarda bunların daha önce duyurulan kararlar olduğu veya ilgilisine tebliğ edildiği, bazılarında ise özel araştırma gerektirmesi nedeniyle bilgi edinme
hakkı kapsamı dışında kaldığı yönünde yanıt verilmiş, az sayıda başvuruya ise yanıt
verilmemiştir. Verilen cevaplardan örneğin İzmir ve Diyarbakır’da hiç web sitesinde
ilan edilmemesine karşılık genel yasaklama kararı verilebildiği görülmüştür.1
Bu dönemin COVID-19 Pandemisi’ni (Pandemi) kapsadığı dikkate alınarak 2020 sonrasında yasaklama kararlarında bir yoğunlaşma olup olmadığı değerlendirildiğinde,
Pandemi öncesinde 2019 yılında 299 karara rastlanırken, 2020 yılında 368 ve 2021
yılında 307 karara ulaşıldığını ve bu açıdan pandeminin nicel bir fark olmaktan öte
niteliksel bir fark yarattığını belirtmek gerekir. Bazı kararlarda hem Pandemi, hem
kamu düzeni vb. diğer genel gerekçelere yer verildiği, Pandemi dönemi yasaklarının sokağa çıkma yasakları ile birlikte daha geniş bir coğrafyaya yayılabildiği görülmektedir. Türkiye’de pandemiyle mücadelede Umumi Hıfzıssıhha Kanunu uyarınca
hıfzıssıhha meclisleri ve Sağlık Bakanlığı’nın değil, İçişleri Bakanlığı emriyle valiliklerce ve dayanak olarak güvenlikle ilgili hükümlere dayanılması da bu eğilimi arttırmıştır. Sadece 20 kararın gerekçesinde Umumi Hıfzıssıhha Meclisi kararlarına atıf
yapılmıştır. İleride verilere değinilecek olmakla birlikte, yasakların belli illerde veya
belli tarihlerde yoğunlaşabildiği belirtilmelidir.
Bu kadar çok sayıda ve kapsamlı idari işleme rağmen idari yargıda açılan davalarda
verilen yürütmenin durdurulması (YD) veya iptal yönünde karara rastlamak güçtür.
Benzer şekilde, gösterilere müdahale sırasında ortaya çıkan zararların tazminine yönelik tam yargı davalarının fiilen etkili bir denetim yolu olmadığına ilişkin Anayasa
Mahkemesi’nin (AYM) yine yakın sayılabilecek tarihlerde verdiği çeşitli ihlal kararları bulunmaktadır. Bu ihlal kararları, toplantıya katılan kişinin gösteriye katıldığı
için kusurlu sayılması veya kusur değerlendirilmesi yapılmaması gibi durumlara ilişkindir. Kararlarda daha az değinilmekle birlikte, sadece idarenin ifadelerine dayalı
olarak karar verilmesi de görünen bir başka sorundur.
Bu rapor, Türkiye’de toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yasaklanması veya ertelenmesine ilişkin işlemlere karşı açılan iptal davaları ile toplantı ve gösteri yürüyüşlerine müdahale veya güvenliğin sağlanmaması nedeniyle ortaya çıkan zararların
tazmini istemiyle açılan tam yargı davalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
(AİHS) 13. maddesi ve Anayasa’nın 40. maddesi kapsamında etkili başvuru yolu olarak kabul edilip edilemeyeceğine odaklanmıştır. Bu kapsamda; öncelikle Türkiye’de
mevzuat ve bu işlemlere karşı başvuru yolları ile ESHİD tarafından toplanan ve 20182021 yıllarını içeren yasaklama kararı verileri incelenmiş; konuyla ilgili davalar hakkında bilgi sahibi olan avukatlarla görüşme yapılmış ve paylaştıkları dava dosyaları
incelenmiştir.
Türkiye’de toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının sınırları veya ilgili
mevzuatın anayasa ve uluslararası sözleşmeler açısından uyumu gibi konular bu ça1 Veriler, ESHİD tarafından toplanmış olup, bu rapor bu verilerin analizini içermemektedir; sadece yasaklama kararlarında genel
durumu tespit etmek bakımından verilerden yararlanılmıştır. ESHİD tarafından 2018-2021 yılları verilerini içeren ayrı rapor
hazırlanmakta olduğundan verilerin ayrıntısına ve analizine yer verilmemiştir. Daha önce 2016, 2017, 2018 yıllarına ilişkin yıllık
raporlar ile 2017 sonrası üç aylık izleme bültenleri için bkz. https://www.esithaklar.org/yayinlar/
5