Uluslararası Ayrımcılık Konferansı
Hem Fairclough’nun hem de Van Dijk’ın eleştirel söylem analizi
yaklaşımı, medyanın ayrımcı söylemlerin meşrulaştırılmasındaki rolünü araştırırken öncelikle sorunun tam olarak ne olduğunu tespit etmemiz gerektiğini ortaya koyar. Bu aşamada, haberde veya medya metninde ne söylendiği kadar ne söylenmediğine de bakmak gerekir. Sorunu
tespit etmek, ayrımcılıkla mücadele açısından atılabilecek bir ilk adım
olarak görülebilir. Ele aldığımız haber üzerinden gidecek olursak, sorun yukarıda değindiğimiz şekliyle ataerki, kadına bakış açısı, istismarın
olağan kabul edilmesi ve genel bir ahlak sorunudur. Haberin bu sorunu görmezden gelmesi ise, bu eşitsizlikçi düzenin olağanlaştırılmasında
medyaya düşen rolle ilişkilidir. Bu noktada sorunu ortaya koymuş olsak
bile, bir adım öteye giderek bunu teşhir edecek kanalları açık hale getirmemiz, başka bir deyişle bu adımı soruna müdahil olmak adına yapılacak yeni hamlelerle ilerletmemiz gerekir. Teşhir, medyayı ayrımcı dilini
dönüştürmeye zorlamak için bir yordam olarak görülebilirse de başka
hamleler eşliğinde gerçekleşmedikçe her zaman işe yaradığını söyleyemeyiz. Bianet’in çalışmalarında ve haberlerinde gördüğümüz gibi, iyi
örneklerin yaygınlaştırılması bu noktada önemli bir hamledir. Ancak bu
konudaki kaynakların çeşitlenmesi ve iyi örneklerin ana akım medyada
yer bulması için girişimlerde bulunulması da önemlidir. Kuşkusuz, ana
akım medyayı böyle bir dönüşüme zorlamak için yalnızca teşhir etmek
ve iyi örnekler sunmak yeterli olmayacaktır. Ayrımcılık karşıtı toplumsal hareketlerin güçlenmesi, sivil toplum kuruluşlarının, aktivistlerin bu
konuda baskı oluşturabilecek yeni eylemlilik alanları geliştirmesi, sabırla ve ısrarcı bir mücadeleyi gerektirir.
116