Din Temelli Ayrımcılık:
AİHM, Diyanet, Din ve İnanç Özgürlüğünün Kolektif Boyutu
ken din-devlet ilişkisi, devletler ve dini topluluklar arasındaki ilişkiler,
ayrıcalık vs. belirli bir şekilde gelişmiştir ve bu yapının değişimi zordur.
Buna karşın, BM İnsan Hakları Komitesi’nin de 22 Sayılı Genel Yorumunda ifade ettiği gibi, bir dinin devlet dini olarak tanınmasının ya da
resmi veya geleneksel veya mensuplarının nüfusun çoğunluğunu oluşturmasının, 18. ve 27. madde de dahil olmak üzere Sözleşme’deki herhangi bir hakkın ihlal edilmesiyle, diğer dinlerin veya inançsızlara karşı
herhangi bir ayrımcılıkla sonuçlanmaması gerekir.
Türkiye’de inanç özgürlüğünün kolektif boyutuna ilişkin bazı
önemli meseleler şöyle sıralanabilir:
• İbadet yeri statüsü
• Örgütlenme özgürlüğü; cemaat vakıflarının kurulmasına ilişkin
sınırlamalar
• Öğretim kurumları açma
• Dini liderlerinin atanması
• Tüzel kişilik edinme
• Dini bayramlar
Son yıllarda AİHM’e Türkiye’den kaynaklanan, Alevi başvurucular tarafından yapılan iki önemli başvuru var. Başvuruların her ikisi de devletin sunduğu din hizmetlerinin sağlanmasında sahip olduğu rolün dini
topluluklar üzerinde yaratabileceği dezavantajlı durumlar ve bunun
sonucunda ortaya çıkan ayrımcılığı konu alıyor. Bunlar Cumhuriyetçi
Eğitim ve Kültür Vakfı – Türkiye ve İzzetttin Doğan ve Diğerleri – Türkiye kararlarıdır. AİHM her iki davada da 9. madde yani din veya inanç
özgürlüğü hakkı ile ilgili olarak ayrımcılığın söz konusu olduğunu tespit
etmiş ve 14. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.
AİHM, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı Türkiye
(Başvuru No. 32093/10) davasında 9. madde (düşünce, vicdan ve din
özgürlüğü) ile birlikte ele alındığında 14. maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlal edildiğine karar verdi. Söz konusu başvuru Türkiye’de ibadet
yerlerinin elektrik faturalarının ödenmesi konusunda muafiyet sağlanması ve başvuran vakfın muafiyet başvurusunun reddedilmesi hakkındadır.
189