Uluslararası Ayrımcılık Konferansı
Yorumlayıcı bir metodolojik çerçeve içinde değerlendirilen görüşme
çözümlerinde ayrımcılığın ortaya çıkış biçimleri, özellikle yoğunlaştığı alanlar ve bunlara karşı üretilen direnme mekanizmaları gözlenmiş ve bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Konunun hassasiyeti nedeniyle temas edilecek emekli
kamu yöneticisi sayısı sınırlı olacağından, niceliksel bir yöntemden yararlanılmamasına baştan karar verilmişti. Görüşülen kamu yöneticilerinin kökenlerinin gündelik iş deneyimi ve karar verme süreçlerindeki etkisi, astları
ve üstleri ile olan ilişkileri, atanma ve yükselme bağlamında karşılaştıkları
özgün durumun dökümü yapılırken özellikle ayrımcılığın kendini yeniden
üretme ve meşrulaştırma biçimi ve mekanizmalarına odaklanılmıştır.
Türkiye’de Ayrımcılığın Arka Planı
Birinci Dünya Savaşı sonunda, Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki bağımsızlık mücadelesi Anadolu Kürtleri tarafından büyük oranda desteklenmişti.
Savaştan kaynaklanan ölümler, salgın hastalıklar, geniş ölçekli göçler ve
savaş sonrası nüfus değişimleri nedeniyle Türkiye’nin bağımsızlık savaşı
bittiğinde Anadolu’nun gayrimüslim nüfusu çok azalmıştı. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki nüfusun %98’ini iki büyük Müslüman grup, Türkler ve Kürtler teşkil ediyordu. Savaş ertesi normalliğin inşası, hem reformlar
hem de yukarıda bahsedilen sorunlarla birlikte sürdü.
Birinci Dünya Savaşı ertesinin baskın siyasi gelişmeleriyle tutarlı
bir biçimde, aynı zamanda da çokuluslu Osmanlı siyasi ve kültürel mirasının eksikliklerine bir tepki olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları
bir ulus devlet tahayyül ediyorlardı. Sözü geçen siyasi tercih, tahmin
edilebileceği gibi diğer etnik kimliklerin dışlanmasını beraberinde
getirdi. Çetin bir mücadelenin ve bir dizi savaşın başarısından sonra
doğan yeni cumhuriyet yalnızca, Türk ulusal ve kültürel kimliği üzerine
oturmuştur. Yeni kurulmuş cumhuriyet içinde ulusal kimlik arayışı
tek boyutlu bir yol izlemiştir. Bunun sonucunda ortaya çıkan ulus inşa
süreci Türkiye’de hâlâ çözülememiş anlaşmazlıklar doğurdu ve bunları
on yıllar süren bir dizi ayaklanma ve zorunlu göçler takip etti.
Etnik bir kimlik olmamakla birlikte, Aleviler için de benzeri bir durumdan bahsetmek olanaklıdır. Bir gelenek olarak Osmanlı’dan devra48