Uluslararası Ayrımcılık Konferansı
desi geçerli olan bu kanun, mülki idare amirlerinin bürokrasi içindeki etkili ve ayrıcalıklı konumlarının yasal zeminini oluşturmuştur. Mülki idare
amirliğinin siyaset ve yönetim açısından ayrıcalıklı konumu, bu mesleki
kariyeri ancak en “makbul vatandaşların” seçildiği ve yükseldiği bir alan
haline getirmiştir. Dolayısıyla, girişte de belirtildiği gibi yasal çerçevede bütün yurttaşların yaş, sağlık ve eğitim şartlarını yerine getirmeleri halinde
girebilecekleri bu mesleki alan, başından beri katı birtakım geleneklerin ve
teamüllerin belirleyici olduğu bir tür “seçkinler kulübü” niteliği arz etmiştir.
Ancak günümüze dek bahsi geçen ayrımcılıklar ilgili alan yazınında hiçbir
zaman açık bir biçimde tartışılmamıştır. Buna rağmen, özellikle başta valiler
olmak üzere mülki idare amirlerinin atama ve yükselmelerinde nesnel kriterlerin uygulanmadığı, başta siyasal olmak üzere her türlü kayırmacılığın
belirleyici olduğu yönündeki görüşler yaygın bir şekilde dile getirilmektedir. Bu sorunlar, özellikle 1990’lardan itibaren mesleğin uğradığı statü kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak da kabul edilmektedir.
Yukarıda çizilen çerçeve ışığında şekillenen araştırma sorumuz ve
aşağıda bir kısım bulgularının detayları sunulan araştırmamız, bahsi geçen problemi akademik alanda tartışan bir ilk çalışma olmasının yanında, ayrımcılık eğiliminin kamu yöneticisi olma hakkı önünde nasıl engel
teşkil ettiğini göstermeyi amaçlamıştır.
Araştırmanın İnsan Hakları Boyutu
Türkiye Cumhuriyeti’nin geç bir ulus devlet deneyimi olması, gelişkinlik
düzeyindeki eksiklikler ve batı uygarlığı ile olan özgün bütünleşme biçimi, insan hakları algısı ve buna bitişik mücadelenin uzunca bir süre birinci
kuşak haklar ile sınırlı kalmasını beraberinde getirmiştir. Devletin savaşlar sonrasında kurulmuş olmasının, kurucu kadroların aynı zamanda bir
iç siyasi mücadele yürütüyor olmalarından kaynaklanan otoriter tonun
günümüze dek uzayan etkilerinin, insan hakları algısının ve işlevinin gelişmesinin önünde engel teşkil ettiği yaygın kabul görmüştür. Bunlara ek
olarak yürürlükteki Anayasa’nın 66. maddesinde yer alan “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” hükmü, kamusal işyeri
ortamında daraltıcı bir sınırlandırma etkisinde bulunmaktadır.
50