Uluslararası Ayrımcılık Konferansı
mıştır. Bu dönemdeki akademik çalışmaların çoğu da, ırk kavramının,
özellikle kolonileştirilmiş ülkelerden göç eden kişilerin deneyimlediği
ayrımcılığı konuşmak ve anlamak üzerine kullanıldığını göstermiştir.
80’li ve 90’lı yıllarda ise ırk ve ırkçılık ile ilgili yapılan çalışmalar
özellikle çokkültürlülük vurgusu üzerinde durarak farklı kültürlerle bir
arada yaşama dinamiklerini ve ayrımcılığın/ırkçılığın nedenlerini açıklamaya çalışmıştır. Bu dönemdeki çalışmalar aynı zamanda sınıf ve cinsiyet farklılıklarını da yine ırk kavramı üzerinden açıklayarak disiplinler
arası bir birleşme de yaratmıştır.
2000’li yıllardaki çalışmalar ise daha çok sömürgecilik sonrası oluşan ırkçılığı, çoklu kimlikler vurgusunu da içererek açıklamaya çalışmıştır. Bu dönemde ırkçılık terimi, Avrupa’da yaygın bir şekilde ırk kavramını tarihsel süreç ile ilişkilendirerek kullanılmıştır. Sosyal eşitsizlikleri,
ayrımcılığı açıklamak için ırk kavramını kullanmanın neden önemli olduğu da vurgulanmıştır. Irk temelli ayrımcılıkların politik-ideolojik bir
yöntem olduğu, devletlerin ırklaştırma (racialization) üzerinden ayrımcı
politikalar oluşturduğu ve bu durumun da en belirgin şekilde devletlerin
göç politikalarında görüldüğü belirtilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri
ırk ve ırkçılık kavramlarını özellikle ten rengi üzerinden oluşturulmuş
olan ırkçılığı anlatmak ve açıklamak için hem politik metinlerinde hem
de politikacıların söylemlerinde kullanmamaya dikkat etmektedir.
Birleşik Krallık’ta ise ırk kavramı yaygın bir şekilde politik metinlerde
yer almamakla birlikte, yerine “etnisite” kavramı farklı ırkları açıklamak
için kullanılmaktadır. Bunun nedeni de farklı etnik kimliklerin bir arada
yaşamasında çokkültürlülük politikalarının uygulandığına vurgu yaparak, ırklaştırma süreçlerine vurgu yapılmamasıdır. Dolayısıyla ırk kavramının aslında toplumsal bir yapılanma süreci içerisinde oluştuğunu reddederek ırkçılığı da görmezden gelen bir bakış açısı hâkimdir. Irk kavramı
toplumlar tarafından toplumsal yapılandırılma sürecinde oluşturulmuş,
daha çok emperyalizm ile şekillenen ve baskın gruplar tarafından diğerini
yani “öteki” olanı “farklı ve aşağı” olarak tanımlamak için de kullanılmaktadır. Aslında biz ve öteki ayrımı ırklaştırma sürecinin bir sonucudur ve
dolayısıyla ırk, her zaman biyolojik farklılıklar üzerinden de açıklanamaz
ve şekillenemez. Dolayısıyla sosyal sınıf, cinsiyet, kişilerin geldikleri coğrafi bölge ve ekonomik durumları ile de ilişkilendirilmiştir. Örneğin Bir40