tiyatro ve sinemaya bir protesto aracı olarak grafitiyi de eklemek gerek (Geoffray 2012).
Protestonun baskı rejimlerinde sanat alanına kaymasının en çarpıcı örneklerinden biri,
Arjantin’deki Teatro Abierto deneyimidir. Başka alanlarda tam bir sessizliğin hakim olduğu darbe döneminde, Teatro Abierto’nun toplumdaki korkunun aşılmasında ve kitlelerin
harekete geçirilmesinde önemli bir rolü oldu. Teatro Abierto, 12 Mayıs 1981’de Buenos
Aires’de bir basın açıklaması ile doğdu. 21 oyuncu, 21 drama yazarı tarafından kaleme
alınan ve yaklaşık 30’ar dakika süren 21 ayrı oyun sergiledi. İlk oyun 28 Temmuz 1981’de
sergilendi. İlk hafta, izleyiciler üzerindeki etkisini test etmek için sadece oyuncuların yakınlarına ve gazetecilere gösterim yapıldı. 3 Ağustos 1981’de ise halka açık gösteriler
başlar. Haftanın her günü saat 18:30-20:30 arası üç oyunun gösterimi yapılır. Önemli bir
parantez; 5 Ağustos’u 6 Ağustos’a bağlayan gece, Picadero, yani gruba sahne veren tiyatro binası askerlerce yakılır. Ertesi gün 17 farklı tiyatro sahnesi oyunların sergilenebilmesi için kapılarını açar. Bunlar içinden Tabaris’te oyunlar sergilenmeye devam eder.
Bu deneyim 2 ay sürer ve 1986’ya kadar tekrarlanır. Teatro Abierto giderek kitleselleşir.
1981’de Teatro Abierto’ya katılan sanatçı sayısı 100’ü aşarken, bu sayı 1982 yılında 400’ü
aştı. Drama yazarları tarafından kaleme alınan metinlerin sahneye konulmasındaki amaç,
Otoriter bir rejimde “korku ortamını aşmak” olarak tanımlandı (Arrigoni 2013). Teatro Abierto 1983’te de büyük bir karnaval düzenledi. Karnaval sırasında bütün kent baştan başa yürünerek Lezama Parkı’nda sembolik bir sansür kuklası yakıldı.
Teatro Abierto sürekli olarak kendini yenileyen bir örgütlenme oldu. Sanatsal niteliklerini kaybetmeden, bir politik mücadeleyi desteklemek için yeni bir özel tiyatro biçimi
buldular. Abierto hem aynı sektörde çalışanları bir araya getiren mesleki hem de politik
bir kitle seferberliğidir (Arrigoni 2013).
Makale boyunca, otoriter sistemlerde de protestonun farklı durumlarda farklı farklı
biçimler alabildiğini göstermeye çalıştım. İran’da daha çok bireysel ve gizli iken, Arjantin’de kolektif ve daha örgütlü. Şüphesiz bu durumda ülkelerdeki tarihsel birikimin ve
bağlamın büyük etkisi var. Nitekim Arjantin’de Abierto deneyiminin kitle seferberliğine dönüşebilmesinde, tiyatro sektöründe geleneksel olarak örgütlü, köklü bir sendikal
örgütlenmenin varlığı etkili. Böylece Abierto deneyimi önemli ve daha genel bir soru
sormamızı gerektiriyor: Otoriter sistemlerde bireysel ve sessiz olan eylemleri nasıl
kolektif ve ses çıkaran eylemlere dönüştüreceğiz?
Bir süre aklımızı meşgul etmesi gereken hayati soru kanımca bu. Nihayetinde siyaset, bir değiştirme sanatı ise, değiştirmeye devam edebilmek için, şayet daha örgütlüsü
mümkün değilse, ama aslında mümkünse dahi, herkes bulunduğu yerden, fail olduğunu
gösteren ve yurttaş olmakta ısrar eden bir biçimde eylemeli. Zira, bu tür sistemlerde protesto hakkına sahip çıkmak yurttaşlık hakkına sahip çıkmak anlamına gelmektedir.
63