II. ULUSLARARASI AYRIMCILIK KONFERANSI
şim gibi sistem içi eşit yurttaşlık talepleri çerçevesinde bir mücadele örmektedir. Ama diğer yandan da ikili cinsiyet sistemini, hâkim normatif
paradigmaları yerinden oynatmayı, her türlü ezilme biçimini kültürel
ve politik olarak sorunsallaştıran ve bu ezilme biçimleri arasında bağlar
kurarak ittifaklar oluşturmaya çalışan bir hat izlemeye çalışmaktadır.
Türkiye’deki LGBTİ+ hareketinin bence şu an Batı’daki ana akım LGBTİ+ hareketinden farkı olarak altını özellikle çizmemiz gereken nokta
da budur. Türkiye’de LGBTİ+ hareketi 1990’lı yıllarda ilk ortaya çıktığı
dönemden bugüne barış meselesinden tutun ekoloji meselesine kadar,
engelli haklarından kadınlara yönelik baskı, şiddet ve ayrımcılığa, Kürt
meselesinden Ermeni soykırımına kadar hemen hemen her konuda söz
üretmeye çalışan, başlangıcından itibaren feminist hareketle çok yakın
ilişkileri olan bir hareket oldu. LGBTİ+ hareketi açısından feministler
en önemli müttefiklerimizdir. Sadece somut bir örnek vermek gerekirse,
2004’te Türk Ceza Kanunu değişirken feminist örgütler ve kadın örgütleri, LGBTİ+’ların taleplerini TBMM’de dile getirmek adına büyük bir
çaba gösterdi. Bu ilişki güçlenerek bugünlere geldi ama bütünüyle gerilimsiz bir ilişki olduğunu da rahatça söyleyebilmek olanaklı değildir.
Kadın kategorisinin neyi kapsadığına dair özellikle geçtiğimiz yıl alevlenen, kamuoyuna TERF (transdışlayıcı feministler)-cis feministler4 tartışması olarak yansıyan tartışmalar mevcuttur. Özne sorunsalı dolayısıyla
feminist hareket ile LGBTİ+ hareketi, feminist aktivizm ve queer aktivizmi, LGBTİ+ hareketi ile queer politika arasında kimi çatışmaların,
çelişkilerin var olması kaçınılmazdır. Bizim burada yapmamız gereken,
4 TERF (Trans Exclusionary Radical Feminist): Radikal feminizm içinde kökü 1970’lere uzanan
bir tartışmadan doğmuş olan hareket, kendisini “toplumsal cinsiyete karşı eleştirel feminizm”
olarak tanımlamaktadır. Buna göre bir kişinin cinsiyeti, “eril” ve “dişil” olarak ayrılmış bedensel
işlevlerden ve dolayısıyla doğumda atanmış cinsiyetten ayrılamaz, bu sebeple “toplumsal cinsiyet” kavramına eleştirel yaklaşmaktadırlar. Buna göre trans kadınlar da “eril” bedenlerinden ya
da “erkekliklerinden” kopamazlar, dolayısıyla ikili cinsiyet rejiminde ezen konumundadırlar ve
feminist hareket içinde yerleri yoktur. 2000’lerin sonunda bu tartışmanın dijital medyaya taşınmasından sonra, bu transfobik/trans dışlayıcı çizgi kısaca TERF olarak adlandırılmaktadır.
Cisgender (“Cis”): Sahip olduğu cinsiyet kimliği, doğumda kendisine atanan cinsiyetle örtüşen
kişilere denir. Türkçe karşılık olarak 2013 yılında kaybettiğimiz trans aktivist Aligül Arıkan tarafından literatüre kazandırılan “Na-trans” kavramı da yaygınlaşmaya başlamıştır.
Bkz. LGBTİ+ Hakları Alanında Çeviri Sözlüğü (Hazırlayan: Deniz Gedizlioğlu), Kaos GL Yayınları, Ankara, 2020, https://kaosgldernegi.org/images/library/cevirisozlugu2020.pdf
178