II. ULUSLARARASI AYRIMCILIK KONFERANSI
gelere el koyuldu. Van ve Muş’ta yıllardır çalışan iki örgütün tüm tarihi
silindi. Önemli bir birikim artık yok.
Kadınlar “örgüt” kelimesinden, “kadın hareketi” ifadesinden korkar
oldu. Ortak hareket etme refleksleri yok edildi. Zaten 2016 yılından bu
yana Van ilinde eylem, gösteri ve yürüyüş yasağı devam ediyor.
Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk ama tüzel kişilik olarak değil,
çünkü yetkilerimiz elimizden alındı. Benim örgütlenme hakkımın ihlal
edildiği gerekçesiyle yaptığım başvuru da hâlâ beklemede. OHAL Komisyonu önümüze bir yargı mekanizması olarak koyuldu, başvurularımızı yaptık ama oradan da henüz bir ses çıkmadı.
Dolayısıyla böyle sorunlar yaşayan kadınlar ve çevresindeki kişiler
örgütlü hareket etmekten kaçınmaya başladı; çünkü sadece üye kadınlar
değil yakınları da bu durumdan zarar gördü. VAKAD veya Muş Kadın
Çatısı Derneği, biz feminist kadınlar için bir araçtır. VAKAD kapandığında bir başka isimle, bir başka tüzel kişilik çevresinde örgütleniriz diye
düşünürken görmediğimiz şey, biz kadınlar üzerine salınmış korkuydu.
Tekrardan başlayalım dediğimiz zaman onca emeklerle dönüştüğümüz,
emek verdiğimiz kadınlık hallerimizin yerine başımıza gelebileceklerden korkan bir cins olduk.
Türkiye’de kadın hareketi Cumhuriyet öncesi ve sonrası tüm olumsuz gelişmelerden örgütlenerek güçlü çıkmıştır. Bunun en iyi örneğini
80 darbesi sonrasında görebiliyoruz ki darbe sonrasında oluşturulan ilk
muhalif hareket kadın hareketiydi. Kadın hakları çevresinde bağımsız
örgütlenen kadın grupları feminist dergiler çıkarmaya başladı. O dönemlerde feminist ve solcu kadınları bir araya getiren kadın kurultayı
hâlâ devam ediyor; bu konferans gerçekleştirildiğinde de yirmi üçüncüsü hayata geçiyordu. Bu KHK sonrasında Nafaka Hakkı Kadın Platformu, Eşitlik İçin Kadın Platformu TCK 103. Madde, İstanbul Sözleşmesi
hakkında önemli çalışmalar yaptı.
Bunlar umut veriyor; ama KHK’lar sonrası yaşananlar konusunda
hâlâ birbirimizi duymadığımızı ve sessizleştirilme halinin topluma yansımalarını sanırım ileriki yıllarda fark edeceğiz. Sessizleştiğimiz bugünlerden kısa zamanda demokratik süreçlerin artmasıyla ses çıkarabileceğimiz, seslerimizi ortaklaştırabileceğimiz zeminlerin oluşacağı örgütlü,
huzurlu, korkunun hâkim olmadığı günlere gelmek umuduyla...
186