II. ULUSLARARASI AYRIMCILIK KONFERANSI
için çaba göstermek gerektiğini düşünüyorum. Dijital ortamda nefret
söylemi ya da ayrımcı söyleme ilişkin çalışmaları gözden geçirdiğimizde, bunların ancak sınırlı olarak mevcut olduğu söylenebilir. Öncelikle
sosyal medya şirketleri çözüm üretmeye çalışmaktadır, ancak başarılı
olamamışlardır. Hukuk düzleminde ise nefret söylemi veya ayrımcı söylemle hâlâ geleneksel hukuki kavramlarla mücadele etmeye çalışıyoruz.
Biz bunu nefret söylemi veya ayrımcı söylem olarak kodlasak bile hukuk düzenindeki karşılıkları, örneğin, ceza hukukunda bir ifadenin bir
gruba yönelik olması durumunda “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” veya
“halkın bir kesimini aşağılama”, kişiye yönelikse “hakaret” olmaktadır.
Özel hukuk bağlamında ise kişilik haklarına saldırı veya haksız fiil olarak görülmektedir. Öte yandan nefret söylemiyle mücadelenin bir ölçüde geleneksel hukuki kavramlar üzerinden yürütülmesi de mümkündür.
Bunun ötesinde asıl sorun, dijital ortamda nefret söyleminin kartopu
misali artması ve bireysel vakalara odaklanmak üzere ortaya çıkmış bir
hukuk düzeninin kitlesel nefret söylemiyle mücadelede etkisiz kalmasıdır. Tüm nefret söylemi örneklerinin şikâyete konu edilmesi durumunda
yargı sisteminin çökmesi büyük olasılıktır. Bu kadar kitleselleşmiş bir
olguyla artık geleneksel hukuki kurumlarla baş etmek çok mümkün değildir. Bu noktada şahsen özellikle siyasetçilerin, kamuoyunda tanınan
kişilerin, gazetecilerin ifade özgürlüğünü kullanırken ödev ve sorumluluk içerisinde hareket etmesi ve bu kişilerle hukuki mücadelenin öne
çıkması, anonim hesaplardan ya da takipçi sayısı az olan, kamuoyunda
tanınmayan kişilerce dile getirilen nefret söylemi, ayrımcı söylem vakalarında ise belki hesabın askıya alınması benzeri sosyal medya şirketinin
kendi iç süreçleri üzerinden hareket edilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Uluslararası Adalet Divanı kararlarında ırk ayrımcılığına dair bazı ifadeler vardır. Bunun buna dair normların uygulanabilirliğine bir katkısı
olabileceği konusunda iyimser değilim. Öte yandan, ırk ayrımcılığının
meşru kılınması günümüzde hukuken mümkün değildir. Bunun için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin deyimiyle, “çok önemli gerekçelerin
var olması” gereklidir. Bir hukukçu olarak, asla hukuk kurallarına tek
başına güvenilmemesi gerektiğini düşünmekteyim. Onların uygulanması ve ne yönde uygulanacağı ayrı bir tartışmadır ama mutlaka etkili
hukuk kurallarının var olması gerektiğini savunurum.
24