II. ULUSLARARASI AYRIMCILIK KONFERANSI
tırarak itibarsızlaştırma sürecine müdahil olmaktalar. Medya, ırkçı bir
nefret söylemiyle zaman zaman “öteki”ne yönelik eylemleri kışkırtır. Bu
nefret, toplumsal anlamda lincin ve ayrışmanın yaşandığı patlamalarla
kendini gösterir.
Ayrımcılık üzerine yapılan çalışmalar, fark edilmesi güç olan pek çok
ayrımcılık biçiminin var olduğunu ortaya koymaktadır. Örneğin, insanların sadece engelli, yaşlı veya yoksul oldukları için kamusal alanlarda adeta
içselleştirilmiş ve normalleşmiş bir ayrımcılığa maruz kaldığı bilinen bir
gerçektir. İki tür ayrımcılık biçimi vardır: doğrudan ayrımcılık ve dolaylı ayrımcılık. Doğrudan ayrımcılık bir kişi, grup ya da toplum kesiminin
inanç, dil, din ya da etnisite ve benzeri farklılıklar nedeniyle, eşit olmayan
bir muamele görmesini ifade eder. Hakaret, alay, aşağılama, yaftalama,
nefret söylemi gibi geniş bir yelpazedeki ayrımcılık biçimlerini içerir. Dolaylı ayrımcılık, fark edilmesi güç olan, zaman zaman maskelenmiş dolaylı
ifade biçimlerini içerir; bu kapsamda değerlendirilebilecek bir başka durum da yok sayma, görmezden gelmedir.
Medya bu ayrımcılığı nasıl yapar? Medyada temsil düzeyindeki ayrımcılık, sınırlı olmasına rağmen tehlikeli sonuçlar yaratma potansiyeline sahiptir; zira çok daha geniş kitlelere taşınmasını da mümkün kılar.
Özellikle de savunmasız, dezavantajlı gruplar dışlanarak, “biz ve ötekiler” ayrımı üzerinden ayrımcılık simgesel olarak yeniden üretilir. Medya, kimlik inşasında “biz ve ötekiler” olgularının sınırlarının çizilmesine
ve bir sosyal harita oluşturulmasına yardımcı olur. Bunu yaparken de en
çok kalıp yargılar ve önyargılara başvurur.
İngilizce stereotype kelimesi Türkçeye “kalıp yargı” olarak çevrilmiştir. Lippmann’ın “kafamızdaki resimler” olarak tanımladığı kalıp
yargılar (stereos-tupos), insanın psikolojik bir ihtiyaçla istem dışı gerçekleştirdiği kategorize etme ve sınıflandırma eyleminin sonucu olarak
ortaya çıkar. Allport’a göre ise belli bir kategoriyle eşleştirilen abartılmış inançlardır ve kişiyi nesnellikten uzaklaştırmaları sebebiyle yanlış
kararlar alınmasına neden olabilirler. Dahil olduğumuz grubun genel
özelliklerini “normal” sayıp, diğer grupların kendi grubumuzla bağdaşmayan yanlarını “öteki” kabul etmeye başlarız. Kendi normlarımızın üstünlüğüne inanır, farklı olanın üstün olana uyum sağlaması gerektiğine
dair bir yargı geliştiririz.
64