II. ULUSLARARASI AYRIMCILIK KONFERANSI
lukları ve devlet nezdinde temsiliyetteki noksanlık” olduğunu belirtir.
(Özdalga 2008) Bu makalenin yayımlanmasının üzerinden geçen on küsur senede, önemli AİHM kararlarına da rağmen hemen hemen değişen
bir durum olmadı.
Sonuç Yerine
Söz konusu kararlara rağmen Türkiye’deki inanç gruplarının hâlâ herhangi bir hukuki kişiliği bulunmamakta, bu konuda herhangi bir girişim de gözlemlenmemektedir. Alevi, Protestan Hıristiyan ibadethaneleri tanınmamaktadır. Ermeni Patrikliği’nin seçim prosedürüne yapılan
müdahaleler yakın zamanda kamuoyunda duyulmuştur ve her ne kadar
azınlık vakıflarının mallarının bir kısmı cemaatlere iade edilmişse de
çok sayıda azınlık vakfı hâlâ hukuken tanınmadığından mağduriyetleri
devam etmektedir.17
Son bir not olarak, hak ve özgürlüklerin korunması rejimlerine
yönelik birincil unsurun hakkaniyet olması gerektiğinin altını çizmeliyim. 1981 tarihli Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Din veya İnanç Temelli
Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin BM Deklarasyonu, dinsel
haklar konusunda önemli bir uluslararası belgedir ve 7. maddesi gereği, Bildirgede belirtilen hak ve özgürlükler herkesin uygulamada bunlardan yararlanabileceği şekilde ulusal mevzuatta yer almalıdır. Ancak
kimsenin dini de başkalarına zarar vermek için kullanılmamalıdır. Din
genellikle LGBTQ kişilere, kadınlara, dini azınlıklara, inanmayanlara ve
diğerlerine yönelik ayrımcılık yapmak için bir bahane olarak kullanılabilir. Dolayısıyla dine dayalı ayrımcılıkla mücadele, her zaman din adına
ayrımcılığı da kapsamalıdır.
17 Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi 22 Mayıs 2019 tarihinde Ermeni Patriği seçim sürecine müdahale edilmesinin Anayasa’nın 24. maddesine aykırı olduğuna karar verdi. (Levon
Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis Balmumciyan (Başvuru No: 2014/17354). https://www.anayasa.gov.tr/media/6037/2014-17354.pdf
94