FARKLI ENGELLILIKLER VE ÇOKLU AYRIMCILIK RISKI ALTINDAKI GRUPLARIN ADALETE ERIŞIMI
mek, avukatlar için de hâkimler için de polis için de oldukça güç; çünkü
her meslek grubu açısından engellilik bilinmez bir alan. Gerek uluslararası düzenlemelerde gerek yerelde yapılan düzenlemelerde durum böyle. Çocuk meselesi ise daha çok kültür ve geleneklerle, aileyle beraber
ele alındığı, çocuk aileden ayrı bir unsur olarak değerlendirilmediği için
daha da problemli. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın engellilere yönelik geliştirdiği programlar aslında şu anki yasal mevzuatların dayanaklarını oluşturuyor. O zaman Avrupa’da bu alanlarda yapılan değişikliklerde hem cezasızlığın söz konusu olması hem de hukukun dışına
çıkılması, engelliler ve çocuklar için bir boşluk yaratıyor. İkinci Dünya
Savaşı’ndan bu yana gerek uluslararası gerek ulusal düzenlemelerde çok
sayıda değişiklik yapıldı. Ama iyileştirmeler çoğu zaman kâğıt üzerinde
oldu; yani hem mevzuatın değiştiği hem de mevzuat yoluyla değişimin
yaratılabildiği alanlar çok sınırlıydı. Çocuklar için şöyle bir mesele var:
1995 tarihli bir rapora göre, dünyadaki engellilik durumlarının %20’si
yetersiz beslenmeden kaynaklı. Yetersiz beslenme doğrudan çocuk haklarıyla ilintili bir mesele. Yine engellilik sebeplerinin %15,6’sının kazalar,
travmalar, savaşlar, %11,2’sinin bulaşıcı hastalıklar olduğu ve bunlardan
da en çok etkilenen grubun yine çocuklar olduğu söyleniyor. %20 oranında, bulaşıcı olmayan hastalıkların kalıcı hasara neden olduğu, %20
oranında ise doğuştan gelen hastalıkların engelliliğe yol a��tığı belirtiliyor. Yani %70’lik bir oranda, engelli çocukların sağlık, eğitim ve beslenme konusunda nasıl bir hizmet aldığıyla, devletin engelli çocukları nasıl
desteklediğiyle ilgili temel bir problem ortaya çıkıyor. Mesela doğum
sırasındaki yetersiz yardım, bakım yetersizliği Bolivya için BMÇHK
tarafından öne çıkarılıyor ve tüm dünya için bunun dikkate alınması
gerektiği belirtiliyor. Gene Lübnan’da akraba evliliklerinin engelli çocukların dünyaya gelmesindeki ana sebeplerden biri olduğu, altı çizilen
bir mesele. Yoksulluk da hak arama yollarına erişimle ilgili bir konu. Her
baronun yasal olarak adli yardım hizmeti var, ama engellinin binadaki
erişim problemlerini aşıp adli yardım hizmetine fiziki olarak ulaştığını
varsaysak bile, eğer işitme engelliyse iletişim problemi olacaktır. Bildiğim kadarıyla şu an sadece Ankara Barosu’nun işaret dili bilen avukatlar kütüğü mevcut. Ben de öğrenmeye çalıştım. Sonradan öğrendiğiniz
işaret diliyle işitme engellilere kendinizi anlatmanız, hele ki bunu hukuk
139