YARGI, DKAB KİTAPLARI VE MUAFİYET MEKANİZMASI - SÜREÇ GÖSTERGELERİ ilkesinin gözetilip gözetilmediği hususlarının açıklığa kavuşturulması amacıyla Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bu raporda özetle: • 2005-2006 eğitim öğretim yılı ders kitaplarının yürürlükten kaldırıldığı109 • 2007-2008 eğitim öğretim yılında yeni programın yürürlüğe girdiği anılan kitaplarda, din öğretiminde bir mezhebin veya tarikatın esas alınmadığı, genel olarak mezhepler üstü bir yaklaşım esas alınarak hazırlandığı ve dinlerin birleştiriciliğinin ön plana çıkarıldığı • İslam ile ilgili bilgilerde Kur'an ve Hz. Muhammed merkezli olarak birleştirici bir yol izlendiği • Hiçbir mezhep veya oluşuma atıfta bulunulmadığı • Ele alınan konuların ülkemizde mevcut olan din, mezhep ve diğer dini yorumları kuşatıcı nitelik taşıdığı, herhangi bir mezhep, dini yorum veya gruba pozitif ayrımcılık yapılmadığı • Vatandaşların ihtiyaç duyduğu din kültürünü kazandırmak için Anayasa ve yasaların gereği olarak, eğitim değil öğretim düzeyinde yer verildiği belirtilmektedir. Danıştay 8. Daire, yukarıda anılan nedenlerle dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle 2009 yılında Ankara 10. İdare Mahkemesi’nin davanın reddine karar verdiğine atıfta bulunuyor.110 DKAB dersinin “yeni müfredatı ile din dersi niteliği taşımadığı, içerik olarak din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi olarak kabul edilmesi gerektiği”nin açık olduğunu ifade eden Danıştay 8. Dairesi, davacı tarafından yapılan başvurunun müfredat değişikliğinden sonra yapıldığına da dikkat çekiyor. Danıştay 8. Dairesi’nin diğer bulguları şöyle: • Anayasanın 24. maddesine göre, din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. • Bu öğretimin Anayasanın öngördüğü amaca uygun bir müfredatla verilmesi gerekir: - İçeriğinin nesnel ve çoğulcu olması, - kişinin dininin bir ayrım ve eşitsizlik unsuru olarak kullanılmaması, - devletin dinler karşısında tarafsız kalarak, bütün dinsel inançları eşdeğer görmesi gerekmektedir. Danıştay 8. Dairesi’ne göre “Öğretimde uygulanan müfredatın belirli bir din anlayışını esas alması durumunda, bunun Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi olarak kabul edilemeyeceği ve din eğitimi halini alacağı açıktır. Müfredatta yapılan değişiklik sonucu, Türkiye’de çoğulculuk anlayışı içerisinde, nesnel ve rasyonel bir şekilde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin verildiği sonucuna ulaşılmıştır.” Sonuç olarak, davacının başvuruda bulunduğu 18.11.2008 tarihinde uygulanan müfredatla din eğitimi yapılmayıp Anayasa’nın 24. maddesine uygun olarak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretimi yapılmakta olduğuna karar veren Mahkeme, bu eğitimin zorunlu olduğunu söylüyor. Danıştay 8. Dairesi, muafiyet hakkına ilişkin düzenlemeyle ilgili olarak da önemli bir değerlendirmeye yer vererek, Mahkeme’nin mevcut muafiyetle ilgili kuralı genişletme yetkisi olmadığına işaret ediyor. Mahkeme’ye göre: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. Maddesinde yer alan "...idari mahkemeler... idari eylem ve işlem niteliğinde....yargı kararı veremezler" kuralı ışığında "Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Hristiyan ve Musevi dinlerine mensup öğrencilerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulduğu" yolundaki Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığının 9.7.1990 gün ve 1 sayılı kararının idarenin yerine geçilerek genişletilmesi yolunda yargı kararı verilemeyeceği açıktır. 109 Talim ve Terbiye kurulunun 28.12.2006 gün ve 410 sayılı kararı. 110 Ankara 10. İdare Mahkemesi E:2005/2703 K:2009/1804 Karar tarihi 01.10.2009 Bu karara Danıştay 8. Dairesi tarafından E:2009/10610, K:2010/4213 13.07.2010 tarihli karar ile onanmıştır. 33

Hedef paragraf seç3