ilgili davalar hukuk, iş, ceza ve idare mahkemelerinde görülebilmektedir.
Arabuluculuk ve/veya uzlaşma gibi yargı dışında çözüm olanakları sunan
alternatif uyuşmazlık çözüm yolları oldukça sınırlıdır ve özellikle ceza yargılamasında ayrımcılık suçu şikâyete tabi bir suç olarak düzenlenmediği için
uzlaşmaya tabi değildir. Bu yüzden ayrımcılık iddiaları bakımından tek seçenek olarak iş yükü ağır olan ve ağır işleyen mahkemeler kalmaktadır. Yargı yoluna başvurulmasının avantajı ise mağdurların tazminata erişimi için
öngörülen tek yol olmasıdır.
Ayrımcılık mağdurları maddi zararlarının tazminini, yoksun kaldıkları kazancın giderimini veya duydukları elem ve acıdan kaynaklanan manevi zararlarının tazminini ya da bunların tamamını birden talep edebilmektedir. Ceza,
hukuk veya idari yargılamaların paralel biçimde gerçekleşebilmesi mümkündür. Mağdurlar eş zamanlı olarak hukuk veya iş mahkemelerinde tazminat
için dava açabilecekleri gibi, bir idari başvuru ile disiplin soruşturması ya da
cumhuriyet savcılıklarına yapılacak bir şikayet ile ceza soruşturması açılmasını talep edilebilecektir.
Anayasa’nın 125. maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı
yargı yolu açıktır ve idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. İdari işlemlerde, eğer idare mahkemesi tarafından bir hukuka
aykırılık bulunursa idari işlemin iptaline ve/veya zararın tazminine karar verilebilir. İdari eylemlerde tazminat söz konusu olmaktadır. İdare mahkemelerinde bir davanın açılmasından önce mağdurun ilgili idari makama başvurması
ve tazminat talep etmesi gerekmektedir. İdari makam üç şekilde davranabilir:
Talebi kabul edip, bunun gereğini yapabilir; başvuruda ortaya konulan talebi reddedebilir ki bu durumda başvurucunun ret tarihinden itibaren 60 gün
içerisinde idare mahkemelerinde dava açması gerekmektedir ve taleple ilgili
olarak 60 gün içerisinde herhangi bir cevap vermeyebilir ki bu durumda da
mağdur, idarenin sessiz kaldığı 60 günü takip eden 60 gün içerisinde idare
mahkemesinde dava açmalıdır.
Ayrımcılık, ilk defa 2005 yılında, Türk Ceza Kanunu’nun 122. maddesi ile
suç haline getirilmiştir. Ancak, ayrımcılık yasağının etkili şekilde uygulandığı
hukuk sistemleri de dâhil olmak üzere çoğu hukuk sisteminde, ceza hukuku
ayrımcılıkla mücadelede en uygun yol olarak kabul edilmemektedir. Zira ceza
hukukunda geçerli olan kanunilik ilkesi ve masumiyet karinesi gereğince, ayrımcılığı suç haline getiren hükümlerin uygulanması pratik olarak mümkün
gözükmemektedir. Bu durum Türk Ceza Kanunu’nun 122. maddesi bakımından da geçerlidir.
Hukuk yargılamasında ise davacı, dava ile ilgili olguları ve kanıtları bizzat sunmak zorundadır ve kendi davasını ispat etmelidir. Hukuk mahkemelerinde
davacı zararını ispat etmek zorundadır ve tazminatın miktarı hâkim tarafından
tayin edilmektedir. Hukuk davaları açısından, ayrımcılığın ve bundan sorumlu kişinin davacı tarafından öğrenilmesinden itibaren iki yıl içerisinde davanın
açılması gerekmektedir. Her durumda davacının, ayrımcılığın gerçekleşmesinden itibaren on yıl içerisinde davayı açması gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen iç hukuk yollarından bir sonuç alınmadığı durumda Ana-
45
Untitled-1.indd 45
27.01.2016 21:43