Bizim işkolumuzda örgütlenmeye çalıştığımız işyerlerinin hemen hemen hepsi ya Avrupalı ya da Avrupalı bir firmanın tedarikçisi. Çoğunluğunun sendikalara yaklaşımı da yerli işletmelerden çok farklı değil. Bu biraz da bizim işkolunun yapısıyla ilgili. Çünkü özellikle otomotivdeki büyük işyerlerinde, Türk-Metal Sendikası örgütlü ve işverenler, işlerinin aksaması korkusuyla onun dışında bir sendikanın örgütlenmesinden çekiniyor. Sendikal örgütlenmenin engellenmesindeki ihlallerde, şirketlerin imzaladıkları ya da ilan ettikleri çerçeve sözleşmeler, şirket deklerasyonları vb. de çoğu kez işlevli olamıyor. Hatta uluslararası sendikal kuruluşlar bile Türkiye’yi, özel bir vaka olarak görüyor ve buradaki ihlaller nedeniyle küresel firmayla ilişkilerini bozmak istemiyorlar. Örgütlenme çalışmaları sırasında, bu firmalardan toplu sözleşme yetkisine itiraz etmeyen neredeyse yok gibi. Genelde Türk bir avukatla çalışıyorlar ve avukatlar da onlara “Hakkınız bu sizin” diyor. Anımsadığım yetki itirazı yapmayan tek örnek, sendikanın iki yıl kadar önce Gebze’de örgütlendiği Voestalpine High Performance Metal A.Ş adlı Avusturya’lı firmaydı. Daha sonra bu şirketle toplu sözleşme yapıldı. Diğer dört işyerinde BMİS örgütlü iken yeni satın aldığı Günsan işyerinde örgütlenmeye sistematik biçimde itiraz eden Schneider Elektrik gibi örnekler bile var. Aynı firmanın yetki itirazında işkoluna itiraz etmesi, kendisinin metal değil plastik işkolunda faaliyet yürüttüğünü iddia etmesi ise şirketin EMİS kurucusu olduğu düşünülürse, hayli ilginç. İtiraz süreci, sendika ile bir tür pazarlık aracı olarak kullanılıyor. İşveren yıllarca sürebilecek bu yetki itirazını geri çekmesi karşısında, sendikanın daha zayıf bir toplu sözleşmeye razı olmasını bekliyor. Bu yetki itirazı yoluyla örgütlenmenin engellenmesi meselesini, biz de uluslararası kuruluşlar nezdindeki girişimlerimizde anlatmakta güçlük çekiyoruz. Örneğin geçen yıllarda, OECD’ye yaptığımız bir başvuru, birçok yazışmadan sonra sonuçsuz kalmıştı. DİAM başvurumuz, Fransa Ticaret Müsteşarı’nın kendisi bile devreye girdiği halde bir noktaya varılamadı, şirket ikna edilemedi. Burada önemli bir nokta da Türkiye’de, işkolu düzeyinde bir toplu sözleşmenin olmamasıdır. Bu durumda sendikanın örgütlendiği firma, kendisini sendikasız-sözleşmesiz işyerleri karşısında çok dezavantajlı görüyor, çok yüksek bir maliyet artışıyla karşılaştığını düşünüyor. Rakibinde yokken kendisinde sendika olması, şirketi sendikal örgütlenme karşısında saldırganlığa yönlendiriyor. Sırf bu nedenle işten çıkarmaların yaratacağı yüksek tazminat ödeme maliyetlerini bile göze alabiliyorlar. Tüm engellere rağmen yetki alınıp da işyerinde toplu sözleşme düzenine geçilince ciddi hak ihlalleri yaşanmıyor ama bu, biraz da örgütlenme süresinde sendikaların taviz vermek zorunda bırakılmış olmasından. Bu firmaların birçoğunda, Avrupa İşletme[İş] Konseyleri (European Works Council )99 var. Biz ancak gözlemci olarak katılabiliyoruz ama bu konseylerin örgütlenmelerimize katkı sunduğu durumlar oluyor. Türkiye’deki çalışma ilişkileri sisteminin çok karmaşık, çok kendine özgü yöntemlere sahip olması da işi zorlaştırıyor. Çoğu kez bu karmaşık sistemi yabancı muhataplarımıza anlatmak bile zorluklar yaratıyor. POSCO otomotiv çeliği üretiyor ve Wolksvagen’in, Mercedes’in Renault’un vb. büyük tedarikçisi durumunda. Aynı zamanda hissedarları arasında Hollanda ve İsveç Emeklilik Fonları (Nordea Bank) da var. Dolayısıyla bir Güney Kore firması olsa da Avrupa ile ilişkili olarak dikkate değer bir örnek. POSCO’daki örgütlenmede, 90 civarında işçi işten çıkartıldı ve tazminat davaları halen devam ediyor. Örgütlenmelerde, işten çıkartmalar ve yetki itirazlarıyla dava süreçleri uzadığında, dava sonunda toplu sözleşme yetkisi sendikaya verilse bile artık işyerinde üye kalmadığı için (işten çıkartıldıkları ya da istifa etmek durumunda kaldıkları için) toplu sözleşme hakkının kullanılması söz konusu olamıyor. OHAL’in örgütlenme sürecine çok özel bir etkisi olmadı. Zaten hep zor ve baskının olduğu süreçler yaşanıyor bizde. Ama örneğin OHAL öncesi (2016 Şubat-Mart) Renault örgütlenmesine, çok üst düzeyde siyasi müdahale yapılarak buradan sendikamızın tasfiye edilmesi sağlanmış oldu. Günsan İşçisi Özkan Bulkurcuoğlu, DİSK-BMİS üyesi (31 Temmuz 2019) 36 yaşında, iki çocuk babası Özkan Bulkurcuoğlu, elektronik teknikeri. Schneider Elektrik şirketinin satın aldığı Günsan işyerinde 6,5 yıl kadar kalite bölümünde çalıştıktan sonra BMİS örgütlenmesine öncülük ederken işten çıkartıldı. Şu anda aynı sendikanın üyesi olarak, bir başka işyerinde çalışıyor. 99 The purpose of a European Works Council (EWC) is to bring together employee representatives from the different European countries in which a multinational company has operations. During EWC meetings, these representatives are informed and consulted by central management on transnational issues of concern to the company’s employees. Directive 94/45/ EC – governing the establishment of such EWCs – is applicable to transnational undertakings and groups of undertakings employing in total more than 1000 employees in the EEA, and at least 150 of them in two member states. 80 OH A L REJİMİNDE İŞÇİLERİN KOLLEK TİF H A K L A RI AV R U PA K Ö K E N L I / İ L I Ş K I L I İ Ş L E T M E L E R D E S E N D I K A L Ö R G Ü T L E N M E H A K L A R I R APOR GÖRÜŞME ÖZETLERI 81

Hedef paragraf seç3