Duran’ın durumu verilebilir. Kendisi, tutuksuz olarak devam eden yargılama sürecinde
13/10/2015’te kalp krizi geçirmiş, bu sebeple beyninde oluşan hasar sonucu zihinsel ve fiziksel
engelli haline gelmiştir. Tedavi için Ankara Numune Hastanesi’nde tedavi gördüğü sırada,
kolluk kuvvetleri tarafından, hakkında cezanın infazına dönük yakalama kararı bulunduğu
gerekçe gösterilerek Ankara Sincan Cezaevi’ne getirilmiştir. Duran, geçirdiği hastalık
nedeniyle %93 engelli olmasından kaynaklı yatağa bağımlı olup, kendi öz bakımını
yapamadığından refakatçisi olan kardeşi ile birlikte Sincan Cezaevi Hastanesi’nde kalmaktaydı.
Ailesi tarafından re’sen infazın ertelenmesi için başvuru yapılmış, ancak gerekli olan hastane
raporu İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından ancak 6 ay sonra verilmiştir. İnfazın 1 yıl
ertelenmesine karar verilmiş, Duran cezaevinden çıkarılmıştır. Ek olarak Sincan Cezaevi’nde
geçen bu süre içerisinde Metin Duran’ın tedavisinin aksadığı da aktarılmıştır.
Son beş yıl içinde bir davaya dahil olan 14 görüşmecinin 6’sı avukat desteği almıştır. 5
görüşmeci avukatı kendi tutarken, 1’i barodan adli yardım kapsamında avukata erişebildiğini
belirtmiştir. Baroların adli mekanizmasından 4 kişi haberdar olduğunu ifade etmiştir. 6
görüşmecinin hepsi vekâlet ücretini kendilerinin karşıladığını dile getirmiştir. Noterlerde
yaşanan sıkıntılar odak grup görüşmelerinde dile getirilmiştir. İşitme ve/veya konuşma ya da
görme engelli bireyler okuma yazma bilmeleri halinde kendi belirleyecekleri iki tanıkla; okuma
yazma bilmemeleri durumunda ise iki tanık ve bir tercümanla noter işlemlerini
gerçekleştirebilmektedir.1 Ne var ki tercüman masraflarını engelli bireyin kendisinin ödemesi
beklenmektedir, bu da fazladan masraf anlamına gelmektedir. Bu bağlamda dezavantajlı bir
grup kendi özgün durumlarından kaynaklı olarak daha da dezavantajlı bir konuma gelmektedir.
Görüşmecilerin 4’ünün mahkeme masrafları kendileri ya da aileleri tarafından karşılanmıştır. 2
görüşmecinin mahkeme masraflarını ise başvuru yaptığı dernek ya da vakıf karşılamıştır. 1 kişi
ise adli yardımdan faydalanmıştır. Adli yardım odak gruplarda tartışılan konulardan bir tanesi
olmuştur. Adli yardım mekanizmasında engelli bireylere özel bir düzenlemenin olmaması ve
atanan avukatın engellilikle ilgili bilgisi sorun alanları olarak tespit edilmiş ve tartışmalar bu
konu üzerinden şekillenmiştir. Adli yardımdan faydalanma koşulları arasında üzerine kayıtlı
mülk ya da taşıtın olmaması şartının bulunmasının engelli bireyler için bir dezavantaj yarattığı
ifade edilmiştir.2 Özellikle engellilerin araç alımlarında ÖTV muafiyeti engelli araç sahiplerinin
fazla olmasına yol açmaktadır. Üstelik kimi durumlarda araç sahibi engelli birey görünse dahi
aslında aracın asıl sahibi ve kullananı engelli bireyin akrabası ya da bir yakını olabilmektedir.
Söz konusu sahiplik bir gelir göstergesi olarak okunamayacağı ifade edilmiştir. Benzer bir
şekilde engelli bireye ait görünen bir mülkün, yerin, bireyin ekonomik durumuna yaptığı katkı
gibi özgün koşulları değerlendirilmeksizin, tek başına bireyin adli yardımdan muaf olmasının
gerekçesi olamayacağı konuşulmuştur. Her başvurunun özgün koşullarının değerlendirilmesi
gerektiğinin altı çizilmiştir. Ne var ki bu konu bir zorunluluk olmaktan öte baroların
inisiyatifindedir. Bazı barolar bu inisiyatifi kullanıp engelli başvurularını mülk ya da araç
sahipliğinden öte özgün koşullarını değerlendirerek karar verdiklerini beyan ederken bazı
barolarda ise tamamen mevzuatın uygulandığı odak gruplarda tartışılmıştır. Özgün koşulları
dikkate alan baro sayısının çok az olduğunun altını ayrıca çizmek gerekir. İnisiyatif kullanan
barolar denetim esnasında sıkıntı yaşadıklarını da ayrıca belirtmişlerdir. Dolayısıyla yapılan
tartışmalar sonucunda adli yardım konusunda engelliler özelinde bir standardın getirilmesinin
önemli olduğu sonucu çıkmıştır. Adli yardım kapsamında atanan avukatın engelli bireyler
1
2
1512 Sayılı Noterlik Kanunu, Madde 73.
Adli yardımla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Madde 334-340.
18