Uluslararası Ayrımcılık Konferansı
İş bulamama durumlarının gerekçesi, diğer etnik grupların bile gerisinde tutulmalarıdır, onlara göre:
“Bu mahalle böyle komple fındığa giderdik. Mevsimlik iş yapardık, artık yok. Yine var giden aileler tek, tük. (…) Gidiyorsun,
adamlar Kürtleri alıştırıyor [alıyor], seni almıyor. Kürtlerden
iş kalırsa, işçi lazımsa alıyor.” (Erkek, yaş 42, 28 Haziran Mah.,
06.10.2010).
Elbette aksini düşünen ve bu farklılıkları birer zenginlik olarak görenleri de vardır. Ancak, bu şekilde düşünenlerin sayısı tüm görüşmeciler içinde son derece azdır:
“Bizim etnik kimliklerimiz memleketimizin zenginliği, bıraksınlar Çingene Çingene gibi yaşasın, Kürt Kürt gibi, Laz Laz gibi
yaşasın.” (Erkek, yaş 33, Tavşantepe Mah., 05.10.2010).
Yalnız Romanı ötekileştirme noktasında değil, gelir durumuna bağlı olarak da kendi içlerinde bir sınıfsal ayrışmanın yaşandığı görülmüştür.
Serdar Mahallesi’nde, Limoncular olarak anılan kesimle yapılan bir görüşmeye sokaktan kulak misafiri olup “Ne soruyorsun ona? O bilmez, o
fakirdir, gel bana sor” cümlesiyle katılan kadına neden komşusunu fakir
olarak nitelediği sorulduğunda, “E, onun evinde üç tencere var, (…) bende sekiz” yanıtı alınmıştır. Evdeki mutfak eşyası sayısının varsıl-yoksul
ayrımında bir çizgi oluşturması, içinde barındırdığı tüm ironiye karşın
aslında kendi aralarında da bir statü ayrışmasının var olduğunun göstergesi olarak okunabilir.
Mekânda Ayrımcılık
Mekânda ayrımcılık iki yönlü yaşanmaktadır. İlki kent içinde, etnik
grupların yerleşim yerlerine göre mahalleler halinde ayrılmasıdır. Tanıyarak dışlama algısıyla birlikte, Romanlara bindirilen anlamlandırmalarla kentin diğer yaşayanları, bu mahalleleri tanıdıklarına inanmakta
60