SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ İÇİN ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ VE TOPLANTI VE GÖSTERİ HAKKI KILAVUZU
E- Mevzuat ve Uygulamaya İlişkin Değerlendirmeler
Sendika, vakıf ve derneklere karşı açılan kapatma davaları Türkiye’de örgütlenme özgürlüğünün önündeki en büyük engeldir. Bu hususta 2003 yılında EĞİTİM-SEN hakkında
Ankara İş Mahkemesi’nde açılan kapatma davasının reddi kararı Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu kararıyla bozulmuş EĞİTİM-SEN kapatılmaktan gerekli tüzük değişikliği yaparak
kurtulmuştur7.
EĞİTİM-SEN’in kapatma davasını taşıdığı AİHM verdiği kararda sendikayı “anadilinde
eğitim görme” ibarelerini çıkararak tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasını değiştirmeye
mecbur kılan kapatma davasının örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir8.
Yine dernekleşmek için Ankara Valiliği’ne resmi başvuruda bulunan ve 15 Eylül 2005
tarihinde tüzel kişilik kazanan Kaos Gay ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği (Kaos-GL) Ankara Valiliği’nin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun
56. Maddesinde yer alan “Hukuka ve ahlaka aykırı dernek kurulamaz” hükmüne dayanarak dernek tüzüğünün ve isminin ahlaka aykırı olduğu gerekçesiyle kapatılması için Cumhuriyet Savcılığı’na başvurmasıyla karşı karşıya kaldı. Valiliğin başvurusunu inceleyen Basın Savcısı ise dava açılmasına gerek görmedi, böylelikle Kaos
GL Türkiye’de tüzel kişilik kazanan ilk LGBTİ derneği olarak kapatılmaktan kurtuldu. 2013 Yılında ise Van Cumhuriyet Savcısı tarafından 10 derneğe kapatma davası
açılmıştır. Van 3. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından dava reddedilerek derneklerin
kapatılmamasına karar verildi9.
Yine ağırlıklı olarak Mardin’de yaşayan ve yerel bir etnik grup olarak bilinen Şemikaniler adına kurulan Şemikan Birliği Derneği’nin kapatılması için de dava açıldı. Davaya
gerekçe olarak derneğin kuruluş amacına aykırı olarak ‘sağlıkla, uluslararası ilişkilerle,
7 “Uyuşmazlık, sendika tüzüğünün, sendikaların amaçları bölümünde yer alan, “...bireylerin anadillerinde öğrenim görmesini savunur” ibaresinin kanuna, Cumhuriyetin temel niteliği ve demokratik esaslar unsuruna aykırılık oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Ancak, ana dilde öğrenim ise çok farklı bir kavramdır ve ilköğretimden itibaren tüm eğitim ve öğretimin devletin resmi dili
dışında, farklı dillerde de eğitim ve öğretimde kullanılmasını gerektirir. Bir başka deyişle ana dilde öğrenim haklarının hayata
geçmesi, bir devlette sayısı belirsiz ana dilin kamusal alana taşınması demektir.
Bu da üniter bir devlet olan, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan, dili Türkçe olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası ile bağdaşmaz. Çünkü farklı dil ve lehçeleri sadece bir kültür öğesi görmek yerine, bu öğelerin “farklı ana diller” adı
altında eğitim ve öğretim alanına sokmayı amaçlamak, Anayasaya aykırılık oluşturması yanında, toplumsal çelişkileri, eğitim,
öğretim, bilimsel ve kamusal alanda da artırmaya neden olacaktır.
Ana dilde öğrenimin hayata geçmesi demek, bir devlette sayısı belirsiz ana dilin kamusal alanda boy göstererek bireyler aracılığıyla kamusal alana taşınması demek olacaktır ki, ulusal bütünlüğünü, ülkesi ve milletiyle bölünmezliğe ve diline bağlayan
Cumhuriyetin üniter yapısı ile bağdaşmaz.
Bu durumda davalı sendikanın, bireylerin ana dillerinde öğrenim görmesini savunması açıkça Anayasaya aykırıdır.
Yasalar ve Anayasa ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzenin sağlanması amacıyla demokratik bir
toplumda zorunlu bir tedbir olarak ülke bütünlüğüne karşı eylemleri önlemek için düzenlemeler getirmiştir. Bu düzenlemeler Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 10 ve 11. maddeleri ile uyumlu bulunmaktadır. Anayasanın ve yasaların belirtilen
hükümlerine aykırı olan sendika tüzüğündeki düzenlemenin Valilikçe ve Mahkemece yapılan ihtarlara ve verilen süreye
rağmen davalı sendika tarafından düzeltilmemesi, sendikanın bir faaliyetidir. Ayrıca, üyelerinin ortak ekonomik ve sosyal
menfaatlerini korumaktan başka bir amacı olmayacak sendikanın tüzüğündeki bu düzenlemenin kelime değişimi yapılmak
suretiyle de olsa ısrarla devam ettirilmesi dikkat çekici olup, gerçek amaç dışına çıkıldığını göstermektedir.
Bu nedenle davalı sendikanın tüzüğünün “Sendikanın Amaçları” başlıklı 2. maddesinin ( b ) bendinde “Toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükler doğrultusunda demokratik, laik, bilimsel ve parasız eğitim görmesini, bireylerin
ana dillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur.” şeklindeki düzenlemeden “...bireylerin ana dillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur.” sözcükleri Anayasanın 3, 42/6, Kamu Görevlileri Sendikaları
Kanununun 20. maddesi hükümlerine aykırı olduğundan 4688 sayılı Yasanın 37. maddesi uyarınca mahkemece davalı sendikanın kapatılmasına karar vermek gerekir”, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2005/9-320, K. 2005/355, T. 25.5.2005).
8 “AİHM Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından gösterilen gerekçelerin uygun ve yeterli olmadığını ve güdülen amaçlarla
orantılı olmadığını değerlendirmektedir. Sonuç olarak, başvuran aleyhine açılan ve başvuranı “anadilinde eğitim görme”
ibarelerini çıkararak tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasını değiştirmeye mecbur kılan kapatma davasının, “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaca” cevap verdiğini değerlendirmek mümkün değildir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir”,
(AİHM, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası/Türkiye, 20641/05, 25 Eylül 2012).
9 http://bianet.org/bianet/kadin/146693-vakad-ve-on-dernegin-kapatilma-davasina-red
58