II. ULUSLARARASI AYRIMCILIK KONFERANSI
ve sınavlara girmesine izin verilmedi. Anayasa Mahkemesi, Ocak 1998’de
Necmettin Erbakan başkanlığındaki Refah Partisi hakkında yasaklama
kararı verdi ve böylece parlamentodaki en büyük partiyi kapatılmış oldu.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 2002 parlamento seçimlerindeki etkileyici seçim zaferi Türk siyasetinde köklü bir değişikliğe neden
oldu. Ancak, 2007’den itibaren başka bir dönüşümün işaretleri ortaya çıktı; bu, demokrasi vurgusundan muhafazakâr bir İslami söyleme geçerek,
hegemonik otoriter bir rejim inşa etme yolunda bir politika değişikliğiydi.
Bu değişim, AKP’nin “eski rejim”in birtakım çabaları karşısındaki tepkisi
olarak okunabilir: Din ve devlet ayrımı ilkesini ihlal ettiği suçlamasıyla
AKP’yi kapatmaya ve önde gelen 71 üyesini beş yıl süreyle siyasetten
men etmeye çalışan 2008 yılındaki kapatma girişimi, partinin ve özellikle
Erdoğan’ın tutumunda bir dönüm noktası oldu. Anayasa Mahkemesi, altı
üyenin kapatma yönünde oy kullanması üzerine (yedi oy gerekmekteydi)
savcının taleplerini reddetti ve partiyi yasaklamadı. Mahkeme 9 Temmuz
2009 tarihinde talebi reddeden kararını verdi ve AKP aleyhindeki dava
sona erdi. Gezi protestoları, “17-25 Aralık süreci” ve son olarak 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişimi, Türkiye’nin otoriter rejim yönündeki yolunun son aşamaları oldu. Temmuz 2018’de, bir önceki ay yapılan
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde zafer kazanmış olan Erdoğan, Türkiye’nin
Cımhuriyetin kuruluşundan beri devam eden parlamenter rejimini hukuken ve siyaseten bir başkanlık sistemine dönüştürmeye başladı. Türkiye
Anayasası’nda yapılan değişiklikler, cumhurbaşkanına tek kişilik bir iktidar kurmak için yeterli yetkiler tanımaktaydı.
Diyanet, yasal ve siyasi olarak 2010’lu yıllarda yeni devlet politikalarının yurtiçinde ve yurtdışında yaygınlaştırılması için faydalı bir
araca dönüştürüldü. Sosyal mühendislik girişimleri bir kez daha aktif
oldu. “Cemaatler zayıfladıkça ve AKP güçlendikçe, (devletin kontrolündeki) Diyanet İşleri Başkanlığı daha meşru hale geldi, halk daha fazla
ona yöneldi, saygı ve kabul işareti olarak takvimlerini duvarlara asmaya
başladı” (Tuğal 2009, 200). Açıkça Sünni İslam’ı destekleyen bir dini kurumunun güçlendirilmesi, “diğerlerine” karşı daha fazla ayrımcılığın bir
göstergesiydi.
Türkiye’de din özgürlüğü ve uygulamasına ilişkin çeşitli izleme
raporları, süregelen bazı ihlalleri ve ayrımcılıkları ortaya koymaktadır.
90