TÜRKİYE’DE TOPL ANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI BAKIMINDAN İDARİ YARGININ ETKİLİ BAŞVURU YOLU OLMA NİTELİĞİ Konuyla ilgili olarak AYM’nin bugüne kadar bu tür müdahalelerle ilgili olarak etkili başvuru yolunun ihlaline yönelik toplam onbir kararının yedi tanesi 10 Ekim Katliamı’nda idarenin hizmet kusuru tartışılmaksızın doğrudan kusursuz sorumluluğa hükmetmesine ilişkindir.42 İhlal kararı verilen diğer üç karar da Gezi direnişi sırasında kötü muamele yasağı iddialarıyla ilgili tam yargı davaları hakkındadır.43 Bunlardan ikisinde (Barış Barışık, Şadiye Dilan Doğan) hem kötü muamele, hem etkili başvuru hakkının ihlaline karar verilmişken Abdullah Koç kararında sadece etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. 2006 yılında Diyarbakır’daki bir gösteride başından gaz fişeği ile yaralanan Abdullah Yaşa kararı ise zaten 2013 tarihinde kötü muamele nedeniyle AİHM kararına konu olmuş bir olayla ilgili olduğundan sadece etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Barış Barışık kararına konu olan olayda başvurucunun gaz fişeği ile başından ağır bir şekilde yaralandığı konusunda bir ihtilaf olmamasına karşılık idare mahkemesi tazminat hesabında, başvurucunun “kanuna aykırı olarak izinsiz bir şekilde düzenlenen, demokratik gösteri sınırlarını aşan, şiddet olaylarının yer aldığı eyleme bilerek ve isteyerek üstelik öğrenim gördüğü üniversite kampüsü dışında farklı bir üniversite kampüsünde aktif bir biçimde katılmış olması nedeniyle takdiren yüzde elli oranında müterafik kusurunun bulunduğu”nu belirterek tazminatın yüzde elli oranında verilmesine hükmetmiştir. Mahkeme, AİHM içtihadına uygun olacak şekilde gaz fişeği fırlatan silahların kullanımında “ateşli silah kullanımına ilişkin olarak kabul ettiği ilkelerin -uygun düştüğü ölçüde- bu silahların kullanımında da değerlendirme kriteri olarak dikkate alınması gerektiğini” belirtmiş (par. 52), bu kapsamda “kolluk görevlilerini yetkilendiren ve kullanım yöntemini yeterli ve etkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırı kullanımına engel olacak” güvenceleri içermesi gerektiğini belirtmişse de Türkiye’deki mevzuatı bu açıdan hiç değerlendirmeksizin sadece olay bazında ihmal olup olmadığı konusunda savcılık dosyasının yetersiz olduğunu belirtmekle yetinmiştir. Kararın önemli yönlerinden biri, başvurucunun görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlediği gerekçesiyle ceza mahkemesince mahkûmiyetine karar verilmiş olmasına rağmen hem ceza mahkemesinde, hem de idare mahkemesinde “başvurucunun hangi eylemleri gerçekleştirdiği yönünde bir tespitte bulunulmamış, bir başka ifadeyle başvurucunun eylemleri(nin) somutlaştırılmadığı”, sadece toplantıya katılmasının kusur olarak nitelendiğinin belirtilmesidir. (par. 58) Mahkeme’ye göre, “başvurucunun kendi tutumundan dolayı kendisine karşı fiziksel güce başvurulduğunu düşünmeye sevk edecek bir delil soruşturma veya başvuru dosyasına yansımamıştır. Dolayısıyla başvurucuya yönelik güç kullanılmasının kaçınılmaz hâle geldiğinin kamu makamlarınca kanıtlanamadığı sonucuna ulaşılmıştır”. (par. 59) Başvurucunun mahkumiyet kararının gerekçesiz olduğu ve suçun oluştuğuna ilişkin delillerin olmadığını da ifade eden bu açıklamalar, aynı zamanda idare mahkemesinin “başvurucunun salt yasa dışı gösteride yer almasının yaralanma nedeniyle uğradığı zararların 42 Murat Orçun Çalış, 2018/24472; Mehmet Elmascan, 2019/5448; Zilan Gül, 2018/36804; Mustafa Şenoğlu, 2018/24347; Ali Hıdır Tekin, 2018/35243; Abdül Kadir Ünlü, 2018/33200; Celaleddin Çakmak, 2018/22072. 43 Barış Barışık, 2018/2697; Şadiye Dilan Doğan, 2016/9604; Abdullah Koç, 2018/4912; Abdullah Yaşa, 2015/12486. 28

Select target paragraph3