“Sizi bu akşam gözaltına alacaklar.” Gece 02.00 sularında başladılar operasyona,
orada işte bizim irtibatlı olduğumuz sendikacı arkadaşları da aldılar, onlar da
bizimle beraber yargılanıyor. Sabah eylem yapacağımız noktaya gidiyorum, yol
boyu jandarmalar etten duvar örmüş işçilerin etrafında, silahların gölgesinde
işe gidiyoruz işte. Yemekhaneye gittik yemekhanede yine jandarmalar,
merdivenlerden iniyoruz her yer jandarma. Otobüsleri durdurup kimlikleri
alıp kontrol ediyorlar. İş yerine vardık, orada da yine jandarmalar, silahların
gölgesinde o gün saat 22.30 - 23.00’a kadar çalıştık. Saat 23.00’da telefon geldi,
ofise çağırıldık. Ofise gittik, “Hakkınızda gözaltı kararı çıkmış” dediler. Aslında bizi
sadece ifadeye çağırmışlar da gözaltı diye kandırdılar. 4 kişi gittik karakola, ben
telefonumu götürmedim, alırlar el koyarlar vermezler aylarca diye düşündüm.
Götürmedim telefonumu, daha sonra dediler “Nerede telefonun?” “Araçta”
dedim. “Neredeyse gidip alıyorsun getiriyorsun o telefonu” dedi. “İyi” dedim
verdim. Açtı telefonu, işte girdi içine whatsapp’ıma baktı, işte sosyal medya
hesaplarıma baktı, galerime girdi baktı. Aldı telefonumu o ara, daha sonra işte
başladılar “Bunu tanıyor musun, şunu tanıyor musun, bu kim?” diye sormaya,
kampın içindeki jandarma karakolunda.
Sonrasında, hızlı biçimde çıkartılan gözaltı kararıyla Arnavutköy’deki bir karakola
götürüldük. Orada, ifadelerimiz alınana kadar uzun saatler, iki kişilik hücrede 20
kişi kaldık. Oradan da Maslak’taki Jandarma Komutanlığına götürüldük. Parmak
izleri alındı, yazılı ifadeler alındı vb. Ancak tüm bu süreçte avukatlarla görüşme
olanağı da bulamamıştık. Sonradan tesadüfen oraya gelen Çağdaş Hukukçular
Derneği üyesi avukatlar bize yardımcı oldu. Kalabalık bir jandarma topluluğu
eşliğinde Gaziosmanpaşa Adliyesi’nde mahkemeye götürüldük. Sabaha karşı
mahkemeye çıkabildik ve sonunda beni adli kontrol şartıyla serbest bıraktılar.
İzinsiz gösteri ve yürüyüş yapmışım, görevi başındaki jandarmaya görevini
yaptırmamak için direnmişim, çalışma hürriyetini engellemişim. Kamu malına
ve bir de Cengiz›in (konsorsiyum ortağı inşaat şirketini kast ediyor) malına zarar
vermişim.
Bıraktılar ama bir tür tutukluluk halim devam etti, gittim memleketim Batman’a
ama Batman’da bu sefer zindan hayatı yaşadım. Tek avantajım dışarıdaydım,
evindeydim o kadar, onun dışında bir avantajım yok. Çünkü iki günde bir karakola
gidip imza vermem gerekiyordu. Bu arada gözaltından çıktıktan sonra kampa
geri döndüğümde, kapıdaki görevlilerden tazminatsız olarak işten çıkartıldığımı
92
OH A L REJİMİNDE İŞÇİLERİN KOLLEK TİF H A K L A RI
AV R U PA K Ö K E N L I / İ L I Ş K I L I İ Ş L E T M E L E R D E S E N D I K A L Ö R G Ü T L E N M E H A K L A R I
öğrendim. İşe iade davası açtım. İGA’ ya açtım, İGA’nın taşeronu EHA’ ya açtım,
EHA’nın taşeronu Akar’a açtım. 3 şirkete açtım. İGA dedi ki “Biz 5 şirketten oluşan
birleşeniz, o yüzden beşimize ayrı ayrı açacaksınız.” Onun için de ekstra bir ücret
çıktı ama beşine birden açtık, şu anda onlar da devam ediyor.
Eylemin kışkırtmayla yapıldığı doğru değil. Çünkü sabah otobüs sırası beklerken
eylem gerçekleşiyor. Yağmurun altında, önünde 300 kişi var, 4 otobüs gidecek de
daha yeni sen bineceksin. Her otobüs 10 dakikada bir kalkıyor, işe yetişme telaşı
var. Artık işçilerde bir öfke patlaması oldu,”Yeter artık, biz insanız, nedir böyle
yaşadıklarımız’?”dediler. İlk eylem de değil ayrıca bu, öncesinde de irili ufaklı
eylemler oldu, hemen işçiler bastırılıp işten atıldılar.
Türk-İş’e Bağlı Petrol-İş Sendikası, Rıza Köse (29 Temmuz 2019)
Petrol-İş Sendikası Uluslararası İlişkiler Servisi Uzmanı Rıza Köse, 2005’ten
itibaren bu görevi sürdürüyor. Birçok yabancı sermayeli işletmede gerçekleşen
örgütlenme süreçlerinde, bu konularda yapılan uluslararası temaslarda,
başvurularda sendika adına görev aldı. Bu tür çalışmaları aynı zamanda,
sendikanın bağlı bulunduğu IndustriAll küresel sendikasıyla işbirliği içinde
yürütüyor.
Petrol-İş’in örgütlü olduğu işyerleri içinde uluslararası sermayeli olanların
oranı giderek artıyor. Sendikamızın bu tür işletmelerle ilgili zengin bir deneyimi
var. Bu tür işletmeler içinde, sendikal haklara yönelik yaklaşım farkları var. Bu
tür işyerlerindeki örgütlenmelerde gözlemlediğim birçok vakada, Avrupa’daki
merkez, sendikal haklara olumlu yaklaşıyor da yerel yönetim olumsuz
davranıyor gibi bir tablo görünüyor ilk başta. Ama derine inince aslında bunun
bir tür danışıklı dövüş olduğuna tanık oluyoruz. Yakın zamanda yaşadığımız
Recticel, Flormar (Yves Roche) gibi vakalarda, yerel yöneticilerin, örgütlenmeyi
engellemek için sıklıkla kullandığı, yetki itirazı vb. yöntemlere başvurduğunu
ama durumu ilettiğimiz Avrupa şirket merkezlerinin de buna yol verdiğini,
müdahale etmediğini gördük. Örneğin Recticel vakasında, Avrupa’daki merkezle
temaslarımız sırasında, Türkiye’deki sendikal örgütlenme prosedürlerinin,
süreçlerinin aslında çok iyi bilindiğini gördük.
Avrupa’daki şirket merkezleri nezdinde, sendikal hakların tanınması için
yaptığımız girişimler karşılık bulabiliyorsa da bu, o şirketlerin haklara
R APOR GÖRÜŞME ÖZETLERI
93