Ayrımcı Söylemlerle Mücadele İçin ‘Satır Aralarını’ Okumak
lemini eleştirel bir perspektifle ele almak, önce büyük çerçeveyi, hem
haberin üretildiği hem de alımlandığı, başka bir deyişle iletişimin içinde gerçekleştiği toplumsal-ekonomik-politik bağlamı dikkate almayı
gerektirir.
Üretim sürecinin analizi “metne”, yani haber söyleminin makro ve
mikro yapısını oluşturan temel öğelere geçmeden önce, haber kuruluşlarının yapısal ilişkilerinden başlayarak istihdam politikalarına kadar
varan genel çerçeveyi ortaya koymayı gerektirir. Örneğin böyle bir analize gazetenin ya da yayın kuruluşunun haber odasında ve karar alıcı
mercilerinde kaç kadın habercinin, editörün çalıştığından başlanabilir.
Çeşitli etnik, dinsel, kültürel vb. azınlıklardan kaç çalışanın istihdam
edildiğine bakılabilir. Gündem toplantılarının nasıl yönetildiği, muhabirlerin haber değeri atfetme süreçlerinde ne kadar aktif rol alabildikleri, haber kaynaklarıyla ilişkilerin nasıl kurulduğu, editöryal süreçlerde
haber içeriklerine ne kadar müdahale edildiği, etik habercilik ilkelerine
uyma konusunda ne ölçüde hassasiyet gösterildiği, ombudsman istihdam edilip edilmediği ve ombudsmanın değerlendirmelerine ne kadar
uyulduğu gibi birçok parametre, yayın kuruluşunun ayrımcı söylemleri
aktarma, yeniden üretme ve meşrulaştırma konusunda izleyeceği yolu
tespit etmek açısından belirleyici olabilir.
Metne odaklanıldığında ise, Van Dijk’ın haberin makro ve mikro
öğeleri olarak ayrıştırdığı unsurlara bakmak faydalı olacaktır (1991). Burada haber başlıklarının ve spotların nasıl atıldığı, haber kaynağı olarak
kimlere başvurulduğu ve kimlerin sözlerinin değerli görüldüğü (alıntılandığı veya aktarıldığı), haber şemasının nasıl oluşturulduğu, hangi
fotoğrafların nasıl kullanıldığı, fotoğraf altı yazılarının nasıl oluştuğu
gibi sorular aynı zamanda bizi habercinin azınlıklarla ilgili meselelerdeki tercihinin ne olduğu sorusunun yanıtına da götürecektir.
Örneğin azınlıklar, çoğunlukla haber kaynağı olarak görülmezler.
Savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyeli mültecilerle ilgili haberlerde politikacıların ya da bürokratların, kimi durumlarda konuyla ilgili
uzmanların ağzından yapılan açıklamalarla karşılaşırız; bir mültecinin
haber kaynağı olduğuna ise neredeyse hiç rastlamayız. Onların yaşam
deneyimleri, karşılaştıkları sorunlar, tanıklıklar, haber öykülerinin içinde ya hiç yer bulmaz ya da ikincilleştirilir.
111