Uluslararası Ayrımcılık Konferansı
Etnik aidiyetlere birtakım değişmez, özcü nitelikler atfederek ayrımcılık ve sömürü ilişkileri yeniden üretilmeye ve akademik söylemde, siyasal tartışma alanlarında ve gündelik hayatın sıradan ilişkilerinde etnisite ideolojisi ırkçı söylemle yer değiştirerek kullanılmaya
devam eder.
Toplumsal ilişkilerin üretim ve bölüşüm alanlarında etnisiteler ırksallaştırılmış çatışma alanlarına dönüşür. 20. ve 21. yüzyılın dünya ve
Türkiye emek piyasalarında, göçmen emeğinin hem literatürde hem de
sınıf içi ilişkilerde ortaya çıkan biçimlerinde birçok etnik ırksallaştırma
örneklerine rastlanır. Irksallaştırma, dünyanın farklı farklı yerlerinde
ya da bir toplumun farklı toplumsal sınıf konumlarında yer alan, aynı
etnisiteye ya da mezhep veya inanca sahip insanlarına değişmez, ortak
birtakım nitelikler atfetmektir.
Modern kapitalist toplumlarda ulus devlet formları içinde üretilen
milliyetçi söylem, birleştirici olduğu kadar ayrıştırıcıdır. Birbirini hiç
görmemiş ve muhtemelen görmeyecek olan insanların, mekânsal bir
sınır içerisindeki soyut bir tahayyülü olan ulus kavramı ortak bir dil,
din ve tarih birliği iddiasını içerir. Bu iddia, ulus devletin sınırları içerisindeki bir halkı ve sahip olduğu etnik ve dinsel ya da mezhepsel aidiyeti diğerler halklarınkine üstün kılar. Milliyetçilik, siyasal bir ideoloji
olarak kapitalizmin ulus devlet biçiminde varlığının sürmesini sağlayan
tarihsel bir niteliğe sahiptir. Soyut bir tahayyül içinde, kendini bir “millete” ait hisseden insanlar, aynı soyut tahayyülle başkalarını “yabancı”
ya da “azınlık” olarak hükmedilmesi gerekenler olarak görebilmektedir.
Tahakküm ilişkilerini bu sınırlar dâhilinde üretebilen ve sürdüren kapitalizm için ayrımcılık bu anlamda da önemli bir işleve sahiptir.
Bir örnek, II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’nın yeniden inşası
için davet edilen göçmen emeğinin, kısa sürede geri döneceği varsayımıyla, sınırları belirlenmiş kapalı ve geçiş izni olmayan alanlarda (bir tür
gettolarda) yaşatılmasıdır. İçlerinde Türkiye’den gidenlerin de yer aldığı
bu göçmenlerin büyük kısmı beklenenin aksine geri dönmedi ve başta
Almanya olmak üzere birçok ülkede yurttaşlık haklarını alarak yaşamaya devam etti. Orada doğup büyüyen, vatan fikri sadece eski kuşaklardan bir anlatı olarak gelişmiş, bugünün Türk asıllı Alman yurttaşları ve
sorunları başlı başına akademik ve sanatsal bir külliyat oluşturmuştur.
Bu üretimlerin merkezinde de en inceltilmiş biçimleriyle yeniden üretilen ayrımcılık biçimlerinin incelenmesi yer alır.
134