Mülteci ve Göçmenlere Yönelik Irkçılık ve Ayrımcılık
eşit muamele görüyor. Dolayısıyla bu durum kendi içinde bir sorun
teşkil ediyor.
Bir de Ortak Avrupa Sığınmacı Sistemi Yönergesi var. Yine, sığınmacıların farklı hakları, mültecilerin farklı hakları, ikincil koruma altındakilerin farklı hakları var. Bu durumda, böylesi bir yasa, insanları yasal
statülerine dayanarak ayırmış oluyor.
İnsanların çoğu zaman örtüşen uyruk ve etnik kökenleri, göç ve iltica alanında yasal statülerinin de belirleyicisi oluyor. Örneğin Kıbrıs’ta,
göçmen işçilerin çoğu Sri Lanka, Filipinler ve Asya ülkelerinden geliyor.
Bu işçiler herkesten daha az hakka sahipler, hayatın birçok alanında,
yasal statüleri gereği vatandaşlarla eşit muameleden yoksunlar.
Ortak Avrupa Sığınmacı Sistemi Yönergesi bünyesinde ayrımcılık
karşıtı yönergelerle ilişkili olarak göçmenleri ilgilendiren çok önemli bir
istisna söz konusu. Uyruk bazında ayrım veya farklı muamele yapılması, bu yönergenin kapsamının dışında bırakılmış. Böylece üye ülkelerin
çoğu “Irk ya da etnik farklılıklar sebebiyle seni dışlamıyorum” ya da
"Sana farklı davranmıyorum ama üçüncü ülke vatandaşısın” diyebilmek
için bunu kullanıyor. Etnik köken ve uyruk konularının hangi noktalarda kesiştiği elbette vakaya göre değişir ama uyruk sebebiyle dışlandıkları gerçeği başlı başına bir sorun.
Mevzuatın uygulanması başka bir büyük sorun, çünkü iltica alanına döndüğümüzde, AB’nin kendi sorumluluklarını yerine getirmediğini
görüyoruz. AB’nin iltica kural ve ilkelerinden kabul edilemez derecede
uzak olan AB-Türkiye anlaşmasını biliyoruz. Ne yazık ki, anlaşmanın
yasaya uygunluğunu gözden geçirmek mümkün değil, çünkü AB Genel
Divanı bu anlaşmanın tekrar incelenmesinin kendi yetki sınırları içinde
olmadığına karar verdi.
Hem iltica hem de göç yönetmelikleri açısından, çeşitli üye devletlerde aynı kararların farklı uygulamaları söz konusu. Yönetmeliklerin
kendisi, üye devletlere farklı durumları oldukça çeşitli şekillerde takdir
yetkisi sağlıyor, bu sebepten dolayı AB yasalarının tek bir uygulama
şekli yok.
Birçok üye devlette ayrımcılığa karşı uygun ve etkin tazmin mekanizmalarının eksikliğinden bahsedebiliriz. Kıbrıs’ta, örneğin, işe alma
ve diğer sosyal haklara erişim açısından yaygın bir ayrımcılık ve ırkçı171