Din Temelli Ayrımcılık:
AİHM, Diyanet, Din ve İnanç Özgürlüğünün Kolektif Boyutu
Ayrıca hükümet, statüsü tanınan ibadethaneler ile cemevleri arasındaki
muamele farkı için herhangi bir gerekçe ileri sürmemiştir.
Sonuç olarak, AİHM tüm bu değerlendirmeler ışığında, başvuran vakfın maruz kaldığı muamele farklılığının nesnel ve makul bir
gerekçesinin bulunmadığı sonucuna varmış, ibadethanelere uygulanan
elektrik faturalarının ödenmesinden muaf tutulma konusuna ilişkin düzenlemenin, dine dayalı bir ayrımcılık teşkil ettiğine karar vermiştir.
Türkiye tarafında, 2016 yılında bu kararın infazına ilişkin bir eylem
planı sunularak, irfan merkezleri ve cemevlerine yasal statü verileceğine dair 2015 yılında hükümetin bir eylem planı açıklaması yaptığı ifade
edildi.
İkinci önemli dava İzzettin Doğan ve Diğerleri – Türkiye davasıdır.
Burada, başvurucular, dinlerini açıklama özgürlüğünün iç hukukta yeterince korunmadığını ileri sürmüştür. İslam’ın Sünni mezhebine mensup
olan vatandaşların çoğunluğuna bu zamana dek sağlanan kamu hizmetinin aynısının, ait oldukları Alevi inancının mensupları için sunulmasına
yönelik taleplerinin reddedildiğinden şikâyetçi olmuşlardır.
Başvurucuların Türkiye’deki talepleri şöyledir: İdari makamların
Alevi vatandaşlara kamu hizmeti biçiminde dini hizmetler sağlaması;
cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi; Alevi dini liderlerinin tanınmaları ve devlet memurluğuna alınmaları; genel bütçede Alevilerin
ibadetleri için sübvansiyonlara yer verilmesi. Ancak, bu talepler yerel
mahkemeler tarafından reddedilmiştir.
Başvurucular inançlarının ulusal makamlar tarafından değerlendirme biçiminin devletin dini inançlar konusunda tarafsızlık görevine
aykırı olduğunu ileri sürerek Sözleşme’nin 9. maddesinin ihlal edildiğini
savunmuşlardır. Ayrıca bunun dini toplulukların özerk olarak var olma
hakkıyla bağdaşmadığını ileri sürmüşlerdir.
Cemevleri fiilen var olabilse de, Başbakanlık Hukuk Müşavirliği’nin
İdare Mahkemesi’ne ibraz ettiği görüşlerinde “cemevlerinin ibadethane
olarak tanınmasının 677 sayılı Kanun’a aykırı olacağı” açık bir şekilde
belirtilmiştir. Dolayısıyla, cemevleri yasal güvenceden yoksundur.
AİHM şu tespiti yapmaktadır: İç hukukta bir “tarikat” olarak nitelendirilen bir dini grubun mensuplarının inançlarını serbestçe yaşamaları esasen, söz konusu yasakları uygulama konusunda belirli ölçüde
191