Etnik Kotalı Demokrasiler ve Ayrımcılık: Bosna Hersek Örneği
nekte tekrarlanması ihtimali tartışılır bir konunun gündeme getirilmesi,
biraz tarihe mal olmuş bir konuyu ele almak gibi görünebilir. Ancak, hatırlanması gereken nokta, etnik çatışmalar veya etnik çatışmalar sonrası
ortaya çıkan bölünmüşlükler söz konusu olduğunda bu meselenin sürekli gündemde olduğudur. Örneğin, Kıbrıs’ta bir şekilde başarısız olan
görüşmelerde yine bu sistemin canlandırılması söz konusu edilmekteydi. Bir zamanlar Bosna-Hersek, Kıbrıs’a örnek gösteriliyordu. İlk başta
ise Kıbrıs, Bosna-Hersek’e örnek gösterildi, yani bu sürekli bir döngü
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bosna-Hersek örneği üzerinden esas olarak vurgulamak istediğim
nokta, bu ilk anda çok sıcak bir çatışmanın sonrasında bir çözüm gibi
görülebilecek bir düzenlemenin aslında hiç de bir çözüm olmadığı ve bu
çözümün daha büyük sorunlar ortaya çıkardığıdır. Dolayısıyla bir şekilde
kimlikler üzerinden yaşanan çatışmaların sonrasında bir sistem kurulmaya çalışılacak ise bu etnik kotaların veya başka herhangi bir kimlik
üzerinden tanınacak kotaların asla gündeme getirilmemesidir. Evrensel
ilkeler düzeyinde tanımlanan vatandaşlık perspektifinin yitirilmemesi ve
bu konuyu tartışmak için Bosna-Hersek örneğinin detayları incelenebilir.
Bahsettiğim üzere, Bosna-Hersek’te 1995’te imzalanan Dayton anlaşması ile bir anayasal sistem öngörülmüştür. Bosna-Hersek’in Anayasası bir uluslararası anlaşmanın, Dayton’ın, eki olarak kabul edilmiş
durumda ve burada Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar kurucu halklar olarak tanımlanmaktadır. Fakat, Bosna Hersek’te Yahudiler ve Roma gibi
diğer dini veya etnik kimlikler de mevcuttur. Dolayısıyla siyasi sistem
kurulurken, ve bu sistem içerisinde, kurucu halkların mensuplarına,
anayasa tarafından siyasi kurucu halklar lehine bir ayrımcılık yapılmış
durumdadır. Burada bir Boşnak, bir Sırp, bir Hırvat’ın kim olduğu sorgulandığında, bunun tamamen kişisel bildirime bağlı olarak tanımlandığını görebiliyoruz. Yani anayasa, Kıbrıs örneğinin aksine, herhangi bir
tanımlanma getirmiyor. Dolayısıyla, kişi kendini nasıl veya hangi gruba
mensup olarak deklare ediyor ise o grubun mensubu oluyor.
Faka, bu şekilde kendini bu bu üç halkın birine mensup olarak tanımlamamak da bir opsiyon ve bunu kullananlar da mevcut. Bu, Yugoslavya döneminden kalan, yani 1991’de başlayan savaşla ortadan kalkan
sosyalist Yugoslavya devletinin sisteminde de var olan bir konu. Bunun
179