belirlenir. Repertuvar, öğrenilir, deneyimlenir, sınanır, vs. Dış faktörler mevcut seçimleri sınırlar.
Eylem repertuvarının değişimi çok yavaştır ve uzun zamana yayılır. Repertuvar bugünden yarına değişen bir şey değildir. Örneğin; Gezi protestolarında mizahın kullanımı
her ne kadar “ablaların ve abilerin” çok hoşuna gittiyse de, bunun yerleşik bir repertuvar
haline gelmesi kısa sürede gerçekleşmez. Ve hatta belki de hiç gerçekleşmez...
Repertuvar sadece kolektif eylemler ve sokak ile sınırlı değil; farklı repertuvarlar mevcut.
Michel Offerlé, toplumsal memnuniyetsizliğini dile getirmek ve bu memnuniyetsizliği
onarmak için bir toplumsal grubun elinde üç farklı repertuvar olduğunu söyler: nicelik, uzman bilgisine başvurma ve skandallaştırma (Offerlé 1998: 109-123).
Nicelik,
kitlenin sayısal
gücüne dayanılarak
oluşturulan her
türlü repertuar.
Yürüyüşler,
mitingler,
işgaller, oturma
eylemleri,vs.
Uzman bilgisine
başvurma ise,
toplumsal grupların
haklılıklarını ortaya
koymak, yanlışlığı
göstermek için o
alandaki uzmanların
bilgisini, bilim
insanlarını seferber
etmesidir. Adli süreçteki
bir yanlışlığı göstermek
için hukukçuların
seferber edilmesi,
uluslararası örgütlerin
seferber edilmesinde
olduğu gibi.
Skandallaştırma
bir konudaki haksızlığı
duyurmak, ifşa etmek için
medyaya başvurulmasını
anlatır. Kısacası, medyada
yer almak için geliştirilen
stratejik bir repertuvardır.
Siyasal rejim ve repertuvar
Siyasal rejimlerle eylem repertuvarı arasında sıkı bir ilişki mevcuttur. Bazı rejimler bazı
eylem biçimlerinin kullanılmasına olanak tanımaz. Demokrasi geliştikçe tolerans düzeyi
ve makul görülen performanslar artar. Kısacası, demokrasi ile toplumsal hareketler arasında pozitif korelasyon vardır (Uysal 2017).
Bu açıdan bakınca Charles Tilly’in sormuş olduğu sorunun oldukça önemli olduğu
görülür : “Toplumsal hareketler bir siyasal rejimde bir şekilde (gerilla hareketi), bir başka
siyasal rejimde bir başka biçimde (renkli kıyafetlerle) ortaya çıkar. Neden?” En özet biçimiyle, Tilly’nin bu soruya verdiği yanıt, “devlet şiddetine/baskısına eylemcilerin verdiği
karşılık eylem repertuvarını biçimlendirir” şeklindedir (Tilly 2006).
İçinden geçtiğimiz dönem sadece Türkiye için değil, köklü demokrasiler için de bir
daralma dönemine işaret ediyor. Türkiye’de neredeyse marj kapanmak üzere. Ama telaşa
mahal yok, zira marjların tamamen kapandığı dönemlerde bile, insanlar muhalifliklerini
ifade etmenin bir yolunu buluyor. Daha gizli, daha örtük yollarla da olsa karşıtlığını ifade ediyor. Ki bu dönemler insanların yaratıcılığını en fazla ortaya koyduğu süreçlerdir.
Protesto hiçbir zaman tamamen ortadan kaybolmaz. Bu durumda, “söz konusu kapalı sistemlerde insanlar nasıl çıkış yolları buldular” sorusunu merkeze almak ve “ne yapmalı?”
sorusu üzerine yoğunlaşmak gerekir.
59