SEÇMELİ DİN DERSLERİ VE KİTAPL ARI HAKKINDA iNSAN HAKL ARI TEMELLi BiR DEĞERLENDiRME
hepten bahsedildiği ise çok açık değildir. Böylesi bir durum kapsayıcılık ve yansızlık
ilkeleriyle de çelişmektedir. Nitekim herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne saygı
gösterilmesi ve kapsayıcı ve yansız bir şekilde bütün din ve inanҫlara yer verilmesi gerekmektedir; bu en temel insan haklarından birisidir.
“Allah’ın Evleri: Mescitler” başlığı altında, Allah’a ibadet edilen yer olarak mescit
dışında herhangi bir mekâna değinilmemesi Sünni İslami bir anlayışın kitaplarda vurgulandığının bariz bir örneğidir. Türkiye’den ve dünyanın farklı yerlerinden önemli
camilere yer verilmiştir ki, bu da aynı anlayışın aşılanmaya çalışıldığını gösterir. Haliyle bu durum yansızlık ve kapsayıcılık ilkeleriyle de çelişmektedir.
“İslam ve Günlük Hayat” başlığı altında Müslümanların Hz. Muhammed’in çocuklarını, Ehli Beyt’ini ve onun ashabını sevmesi gerektiği tavsiye edilmektedir. Bazı mezhepler (örneğin Aleviler) için Ehli Beyt’in önemi belliyken bunlardan hiç bahsedilmemesi
yine kapsayıcılığa ve farklı inançları da bilmek gerektiğine dair ilkelerle uyumlu değildir. Daha önce de belirtildiği gibi herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne saygı
gösterilmesi temel bir insan hakkıdır, dolayısıyla bu metinlerde bütün din ve inanҫlara
yer verilmesi gerekmektedir.
Bu bölümde sadece insanların değil hayvanların, bitkilerin ve tüm varlıkların haklarının olduğu gibi evrensel bir insan hakları bakışı sunulmaktadır. Bu bakış açısı son
derece olmakla birlikte, konunun sadece bir cümleye geçiştirilmesi bu tespiti çok sınırlı
tutmuştur. Öte yandan, sınırlı da olsa bu bakış açısı din ve inaçların insan hakları standartlarıyla ilişkilendirilmesi anlamında önemlidir.
Ortaöğretim Temel Dinî Bilgiler (İslam I) kitabının birinci ünitesinde “Sosyal Hayatın Temeli Olarak Aile” başlığı altında aile, din ve hukuk açısından herhangi bir engeli
olmayan erkek ile kadının kendi hür iradeleriyle evlenmesi sonucunda kurulan en küçük toplumsal yapı olarak tarif edilmektedir. Bu, sorunlu bir tanımdır. Birincisi akla şu
soru gelir: Kendisini “laik” diye tanımlayan bir ülkede evlilik için dini şartlar gerekli midir? Ayrıca evlilik kurumunun sadece kadın ve erkek arasında hayata geçirilebileceğinin belirtilmesi, aynı cinsiyetten insanların evliliğinin kabul edilmediğini gösterir. Bu
da uluslararası insan hakları hukukunun evrensel ilkelerinden birisi olan ayrımcılığın
yasaklanmasıyla uyumlu değildir.
“Dinimiz sağlıklı ve hayırlı nesiller yetiştirmek için evlenmeyi teşvik etmiştir” cümlesiyle, evlilik dışı birliktelikler tamamen saf dışı bırakılmıştır. Halbuki uluslararası
insan hakları hukukuna göre, evlenmek nasıl bir hak ise evlenmemek de bir haktır.
Boşanma başvurulacak en son çare olarak görülmekte, hangi durumlarda boşanılacağından söz edilmemektedir. Hatta Hz. Muhammed’in boşanmayı Allah’ın en sevmediği helal olarak nitelendirdiği de belirtilmektedir (Ebû Dâvûd, Talâk, 3). Böylesi bir durum kişinin hür iradesinin cendere altına alınması ve bu da AİHS’nin 8. ve MSHUS’un
17. maddelerinde belirtilen özel yaşam hakkının ihlali anlamına gelebilir.
114
115
116
117
118
119
120
121
114
115
116
117
118
119
A.g.k., s. 52, 56.
A.g.k., s. 82.
A.g.k., s. 85-90.
A.g.k., s. 104.
A.g.k., s. 112.
Sabahattin Nayir, Mustafa Yılmaz, Veli Karatas, Mustafa Nezihi Peşen, Furkan Özüdoğru, “Ortaöğretim- Temel Dinî Bilgiler
(İslam I) Ders Kitabı”, Devlet Kitapları, Ankara, 2. Baskı, 2019, s. 12.
120 A.g.k., s. 12.
121 A.g.k., s. 12.
48