DEVLET OKULLARINDA DİNLER VE İNANÇLAR HAKKINDA ÖĞRETİME İLİŞKİN TOLEDO KILAVUZ İLKELERİ gerekli olup olmadığının ve eğer gerekliyse kapsamının ne olması gerektiğinin belirlenmesi için bir diyalog sürecinin değerli olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca, dinler ve inançlar hakkında bir öğretim programının gözden geçirilmesinin veya farklı inanç perspektiflerine daha fazla hassasiyet göstermesinin gerekip gerekmediğini belirlemeye yardımcı olabilir. Diyalog sürecinin kendisi tam bir uzlaşmaya yol açmasa bile, alternatif görüşlere saygı göstermenin bir yoludur. Ancak ikinci durumda, diyalog yararlı olmakla birlikte uzlaşmayla sonuçlanmayabilir. Programa karşı gelen vicdani retçilerin sayısı yüksek olursa, normalde bu, dinler ve inançlar hakkındaki öğretim programının tasarımında veya uygulanmasında temel sorunlar olabileceğine dair bir işarettir. Yalnızca nispeten daha küçük bir grup varsa, programın sağlam olma olasılığı daha yüksektir ama bazıları tatmin olmayabilir. Zor olan soru, bu gibi durumların nasıl ele alınacağıdır. Norveç'te76 hümanistlerin Hıristiyanlık, Din ve Felsefe konulu bir zorunlu derse itirazları ile Türkiye'deki77 Alevilerin din kültürü ve ahlak derslerine karşı itirazlarının sonucu olarak, BM İnsan Hakları Komitesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tam olarak bu tür bir sorunla karşı karşıya kalmıştır. Bu davalarda ve diğer davalarda aşağıdaki genel ilkeler ortaya çıkmıştır. Dinler ve inançlar hakkında öğretim ile ilgili zorunlu derslerin yeterince tarafsız ve nesnel olması halinde, (her ne kadar devletler bu koşullarda, elbette, kısmen veya tamamen katılmamayı tercih etme haklarına izin vermekte serbestse de) bu tür derslere zorunlu katılım, din veya inanç özgürlüğünü ihlal etmez. Buna bağlı olarak, dinler ve inançlar hakkında gerçekten dengeli ve tarafsız bir öğretim geliştiren devletler, bunun uluslararası standartlar ile uyumsuz olacağı – yani bunun din veya inanç özgürlüğü hakkı üzerinde, demokratik bir toplumda sağlığın, güvenliğin, kamu düzeninin, değerlerin ve üçüncü tarafların temel haklarının korunması için gerekli olmayan kısıtlamalara yol açacağı – durumlar dışında, tüm öğrencilerin ilgili derse veya programa katılmasını şart koşma esnekliğine sahiptir. Diğer bir deyişle, bu alandaki vicdani retler, okulla ilgili başka herhangi meseleye karşı yapılan itirazlarla aynı düzeyde yüksek hassasiyet, özen ve adalet ile ele alınmalıdır. Diğer yandan, zorunlu bir programın yeterince nesnel olmaması halinde, sistemin tarafsızlığı gereğince sağlanmadıkça veya sağlanıncaya kadar, katılmamayı tercih etme haklarının uygun şekilde tanınması ebeveynler ve öğrenciler için tatmin edici bir çözüm olabilir. Nitekim devletler, katılmamayı tercih etme haklarına gelişmelere duyarlı bir şekilde izin verilmesinde bazı avantajlar olduğu sonucuna varabilir çünkü bu, dersin uluslararası standartlara uygun olma olasılığını arttıracaktır. Ayrıca, dinler ve inançlar konusunda bir dersin veya başka bir eğitimin yeterince tarafsız ve nesnel olup olmadığını belirlemek idareciler için genellikle zordur. Aynı temel hususların – tarih, edebiyat, müzik, felsefe, vb. gibi – dinler ve inançlar hakkında bir tür öğretim içeren diğer derslere ait materyallere veya unsurlara karşı yapılan vicdani retlere de uygulanması gerekir. Katılmamayı tercih etme hakları, ihtiyaç 76 Folgero / Norveç, a.g.e. not 71; Leirvåg / Norveç (BM İnsan Hakları Komitesi, CCPR/ C/82/D/1155/2003, 1155/2003 sayılı Tebliğ, 23 Kasım 2004) https://juris.ohchr.org/Search/Details/1298 adresinden ulaşılabilir. 77 Zengin / Türkiye (AİHM, Başvuru No. 1448/04, 9 Ekim 2007). 58

Hedef paragraf seç3