CINSIYET KIMLIĞI VE CINSEL YÖNELIM AYRIMCILIĞI
nımlamayan, tanımlamak istemeyen bireyler de bulunmaktadır. Ancak
bir parantez açarak hemen belirtmeliyim ki, İstanbul Sözleşmesi üzerine yürütülen tartışmalar ve özellikle karşı çıkışlar düşünüldüğünde
“toplumsal cinsiyet” kavramının uluslararası bir sözleşmede yer alması
hayli önemlidir. Zira mevcut neoliberal muhafazakâr yapının biyolojiye
hapsetmeye çalıştığı cinsiyet ve cinsiyet kalıplarına hukuk yoluyla karşı
çıkmanın önemli araçlarından birisini oluşturur.
Toplumsal cinsiyet kavramıyla esasen cinsiyet ile biyoloji arasındaki bağ koparılmak, değişmezlik algısı kırılmak istenmiştir. Esasında
“kadınlar ve erkekler arasında kendi başına bir eşitsizlik ilişkisi içermeyen, toplum ve kültür tarafından eşitsiz ve hiyerarşik bir farklılığa
dönüştürülmesiyle” toplumsal cinsiyet ve buna bağlı kadınlık ve erkeklik tanımları ortaya çıkmıştır. “Bu hiyerarşik ilişki iki tarafın homojen
özelliklerle kutuplaştırıcı ve dışlayıcı bir şekilde kurulmasını gerektirmektedir” (Köse, 2013; s. 46).
Kavramları, meseleleri, olguları ikiliklerle açıklamak modern topluma özgüdür; en açık ifadesini kamusal alan özel alan kavramsallaştırılmasında bulur ve cinsiyetler bu alanlardaki varlıklarına göre ayrılır. Modern kamusal alanın oluşmasında toplumsal cinsiyet kurucu bir
unsurdur; yurttaşlık, hak, mülkiyet gibi ilişkiler “cinsiyet yüklü” ilişki
biçimleridir (Acar-Savran, 2004; s. 113). Buna göre kadınlar özel alana,
erkekler kamusal alana aittir. Kamusal alanda olmak aklın, politika yapmanın, karar vermenin, söz söylemenin, gücün alanında olmak demekken, özel alanda olmak duygunun, itaatin, güçsüzlüğün alanında olmak
anlamına gelir.
Kuşkusuz, toplumsal pek çok yapı gibi bu da bir kurgudur. Ne var
ki bu kurgu hepimizin hayatını etkiler; çünkü cinsiyet ikili değerlendirilir: erkek ve kadın. Sadece erkek ve kadın arasındaki (üremeye dayalı)
cinsel ilişki meşru kabul edilir ve mevcut kadınlık-erkeklik normlarına
uymayanlar dışlanır. Bu sistem heteronormativite olarak adlandırılır.
Heteronormativite, homojen ve makbul kadınlığı ve erkekliği sürekli
biçimde tanımlar. Bu makbullük, mevcut yapının (sistemin, kültürün,
ekonominin…) talepleri doğrultusunda belirlenir. Başka bir deyişle, görünürde istikrarlı olan özünde istikrarsızdır. Butler’ın belirttiği üzere,
toplumsal cinsiyet, tarihsel bağlamda her zaman kesin ve tutarlı biçimde
101