II. ULUSLARARASI AYRIMCILIK KONFERANSI
açısından baktığımızda mültecilerin barınmaya çalıştığı çadırlar için de
büyük ihtimalle aynı şeyi söyleyecektir bu organlar. O çadırlar berbat bile
olsa, soğukta donsanız da, içinde bebekler de ölse –ki özellikle bunu Suriye’de gördük– kimsenin umurunda olmadı yaşam hakkı ihlalleri. Geçtiğimiz yıllarda Suriye’nin Lübnan sınırında bir bölgedeki kampın durumu
çok kötüydü ve çocuklar öldü. Bunlar dünyanın umurunda olmadı. “Biz
yardım ettik, battaniye verdik, çadır verdik, elimizden gelen bu” dendi.
Sonuçta bu insanlar o ülkenin kendi vatandaşı değildi. Geldiğimiz nokta,
bir ülkenin vatandaşı olup olmamanın esas teşkil etmesidir.
Bizim ulusal kurumumuz TİHEK (İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu),
Paris İlkeleri’ne göre kurulması gereken ama bu nitelikleri taşımayan bir
yapıya sahiptir. Kişisel Siyasal Haklar Sözleşmesi’ne ek protokolle bizim
de kurmak zorunda olduğumuz bir kurumdur ama hiçbir şekilde Paris
İlkeleri’ne uymamakta ve görevini yapmamaktadır. Yunanistan’ın ulusal
kurumu güzel bir rapor hazırlayarak, çok ciddi sürekli geri itme (pushback) operasyonlarının yapıldığını ve bunun kesinlikle insan haklarına
aykırı olduğunu, işkence yasağına aykırı olduğunu ifade etmiştir. Buna
benzer başka raporlar bularak bunun bir sistematik uygulama olduğunu
kanıtlamaya çalıştım; çünkü kişinin orada olduğunu kanıtlayamıyorduk.
Bir şekilde bu mekanizmaları sivil toplum olarak çalışarak, kanıt
toplayarak zorlamalıyız, çünkü vatandaş olmayanlar söz konusu olduğunda devletlerin artık devlet olmaktan çıkıp suç örgütüne dönüştüğünü düşünüyorum. Avrupa Konseyi İşkence Karşıtı Komite, 2018 tarihli Yunanistan raporunda komando kılıklı, yüzleri maskeli paramiliter
güçler tarafından insanların Meriç’e itildiğini ve o kişilerin de kimseyi
tanımlayamadığı için kendisine kimin ne yaptığınızı bilmediğini ifade
etmiştir. Göçmenler başlarını öne eğmek, kafalarına vurmak, elleri arkalarında birleştirilerek yere yatırılmak, yerde süründürülmek ve sonra
bir araca bindirilip dövülmüş olarak nehre geri atılmak gibi çok ciddi
bir işkenceye maruz bırakılmaktadır. Türkiye tarafı alsın kurtarsın diye
belli noktalara bırakılmaktadırlar. Bu vakalar için kanıt yok diyerek vazgeçmeyip bir şekilde uğraşmaya devam etmeliyiz; bu işin başka hiçbir
çaresinin olmadığını düşünüyorum, çünkü devletler sağın yükselişiyle,
hukuk devleti olma ve hukukun üstünlüğünü sağlama anlamında artık
rayından çıkmış durumdadır.
134