AYRIMCILIK YASAĞININ ÇERÇEVESI hale geldi. AB hukuku, Türkiye açısından bağlayıcı olmamakla beraber, AB müktesebatına uyum adına birçok kanuni düzenlemeye ışık tutmuştur ve bu durumu ilgili kanunların gerekçelerinde görmek mümkündür. Hatta AB müktesebatının Türkiye’ye aktarımıyla ilgili zaman çizelgesine baktığımızda, aslında AB’deki düzenlemelerin ortaya çıkışıyla benzer bir sırada bazı düzenlemelerin Türk hukukuna aktarıldığını görürüz. Bu konuda belki ilk adım 2003 yılında kabul edilen ve ayrımcılık yasağına ilk defa doğrudan yer veren 4857 sayılı İş Kanunu’dur. Türkiye’nin uluslararası sözleşmeleri onaylarken benimsediği bir çekince politikası vardır. Bu kapsamda temel olarak iki konu gündeme gelmektedir. Bunlardan birisi azınlık hakları, diğeri din eğitimi konusudur. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere baktığımızda çekincelerle ilgili politikasının ayrımcılık yasağıyla ilgili çok sınırlı etki doğurduğunu görürüz. Diğer bir deyişle, çekinceler uluslararası düzenlemelerin Türk hukukuna aktarılmasının önünde bir engel oluşturmamaktadır. Öte yandan ayrımcılıkla ilgili kurulmuş olan uluslararası mekanizmalarla ilgili olarak ise, Türkiye’nin bu mekanizmalara yapılacak bireysel başvuru gibi şikâyetler açısından çekingen davrandığını görürüz. Örneğin, Irk Ayrımcılığı Komitesi’ne Türkiye aleyhine 2020 yılı itibariyle hâlâ başvuru yapılamamaktadır. Yine ayrımcılık yasağı alanındaki korumanın kapsamını genişletecek bir metin olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 12 no’lu protokol, on beş yıldır onaylanmayı beklemektedir. Uluslararası mekanizmaların çalışmaları ile ayrımcılık yasağı alanında önemli içtihatların ortaya çıktığı görülmektedir. Örneğin, hiçbir uluslararası sözleşmede yer alamayan cinsel yönelim ibaresi içtihat yoluyla ayrımcılık yasağının kapsamına girmiştir. Hatta Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın bazı kararlarında olduğu gibi içtihat yoluyla tanınan bazı kavramlar daha sonra pozitif hukukta düzenlemelere konu olmuştur. Türkiye’de elimizdeki en temel düzenleme Anayasa md. 10’dur. Bugün için eskimiş bir anlayışla kaleme alınmış olsa da yorum yoluyla güncel sorunlara uygulanması mümkün gözükmektedir ve bu anlamda olumlu bir potansiyel barındırmaktadır. Burada sorun uygulamada ve somut olarak Anayasa Mahkemesi’nde ortaya çıkar. Anayasa Mahkemesi ne yazık ki ayrımcılık yasağının içeriğini dar yorumlama eğilimindedir. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 21

Hedef paragraf seç3