VATANDAŞ OLMAYANLARA YÖNELIK AYRIMCILIK
teciler hem de göçmenlerin hakları için yeni uluslararası düzenlemeler
yapılması gerekiyordu. Suriyelilerin zorunlu göçü gösterdi ki, geniş kitlesel hareketlere uygulanacak bir düzenleme gerekliydi. Ancak bu çaba
uluslararası hukukta yeni bağlayıcı sözleşmelerin tanınmasıyla sonuçlanmadı, çünkü yine devletlerin insan hakları söz konusu olduğunda
birden ortaya çıkan egemenlik kaybı kaygıları ağır bastı.
1951 Mülteci Sözleşmesi’nin içeriğine bakacak olursak, gerçekten
de II. Dünya Savaşı sonrası hakim olan siyasi görüşlerin metne sirayet ettiğini görürüz. Sözleşme metni bize, devletlerin sadece istedikleri profildeki mültecileri alabilmek için, zorunlu göçü belli bir şekilde
düzenlediklerini anlatır. Mülteci siyasi ve erkek bir figürdür. Göçün
ulus-üstü düzenlenmesi demek, devletlerin egemenlik yetkisinin kısıtlanması demektir. Göç ve göçmenler her zaman dünya siyasetinde
ulus-devlete açık bir tehdit olarak algılanmıştır. 2015 sonrası Avrupa’da aşırı sağın hangi bölgelerde neden güçlendiğini, Almanya’nın
kabul ettiği mülteci sayısı üzerinden çeşitli eyaletlerindeki sağ partilerin ne kadar oy artırdığını Suriyelilerin zorunlu göçü üzerinden açıklamak mümkündür; çünkü vatandaşlık dediğimiz aslında sınırları devlet
tarafından çizilen homojen bir kurumdur. Kim girebilir, kim çıkarılabilir...Vatandaşlığa dair dünyada farklı pratikler vardır. Kimi ülkelerde
vatandaşlık kazanmak doğuma dayalıyken, kimilerinde soya bağlıdır.
Tarihsel olarak baktığımızda ise uluslararası hukukta göçmen hakları ve entegrasyon konularının bağlayıcı bir metinle düzenlenmediğini
görürüz. Bunun tek istisnası, BM Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunması Sözleşmesi’dir. Bu sözleşme, göçmen işçilerin haklarına dair hükümler içermektedir, ancak taraf olan devletler
daha ziyade göçmen gönderen ülkelerdir. Esas göç alan ülkelerin sözleşmeyi imzalaması gerekir ki, uluslararası hukukta göçmenlerin haklarının korunmasından bahsedebilelim. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’ne de taraf bir ülkedir ama sözleşmenin sığınmacılar ve
sığınma hakkı açısından uygulanabilirliği çok sınırlıdır. Çok ilginç bir
nokta, sığınma hakkının hiçbir metinde tanımlanmış bir hak olmamasıdır. BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi sadece “Kişinin sığınma
arama hakkı vardır” der ama devletleri bu hakkı tanımak noktasında
zorlayacak bir gücü yoktur.
123