Dine Dayalı Ayrımcılık:
Türkiye’de Karmaşık Bir Mesele
Prof. Dr. İştar Gözaydın
1923’te siyasi ve yasal olarak kurulan Cumhuriyet Türkiye’si bir modernite projesiydi. Özellikle 1923’ten 1945’e kadar olan tek partili dönemde
devlet, sosyal ve kültürel mühendislikte merkezi bir rol aldı. Osmanlı
modernleşmesinden farklı olarak, Cumhuriyetin kurucu seçkinlerinin
laiklik1 yanlısı politikaları modern/Batılı bir yapıya doğru sadece ülkenin üst yapısını değiştirmek yönünde değil, aynı zamanda toplumu
tümüyle dönüştürmeye çalışmak şeklinde olmuştur. Geleneksel inanç
sistemleri burada bir tehdit olarak ortaya çıkmıştır; diğer bir deyişle,
din benzer süreçlerdeki pek çok başka siyasi yapıda olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadroları tarafından da modernitenin rakibi
olarak algılanmıştır. Bu nedenle, dini kamusal alandan çıkarmak ve bireyin inanç ve uygulama meselesine indirgemek için politikalar uygulanmış ve böylelikle din özgürlüğü ilkesinin yalnızca özelleştirilmiş dini
korumasını sağlanmıştır. Böylece 13. yüzyıldan bu yana bu topraklarda
hüküm süren inanç sistemi olan İslam, özel alana çekilmiştir.
Osmanlı devleti, neredeyse tüm modernizm öncesi siyasi yapılarda
olduğu gibi ilahi meşruiyete dayanıyordu. Buna karşın Osmanlı hükümdarları 15. yüzyıldan itibaren şeriata ek olarak, idari yapının artan kar1 “Laiklik yanlısı” ifadesini, devlet ve din ayrılığını ifade eden sekülerizme karşı devletin dini kontrolünü tercih edenler için kullanıyorum.
85