Mekân Yasaklarının Anayasa’ya ve İHAS’a Aykırılığı Sorunu
7. Öze Dokunma Yasağı Açısından Mekân Yasakları
Toplanma özgürlüğünün koruma alanında yer alan mekân seçim hakkına yönelik müdahalelerin ölçülülük ilkesini ihlal etmenin ötesine geçerek, Anayasa’nın 13. maddesinde
yer alan öze dokunma yasağını da ihlal ettiği söylenebilir. Anayasa Mahkemesi toplanma
özgürlüğünün özüne dokunan müdahalelerin kapsamını çok erken tarihli bir içtihadında
ortaya koymuştur. Mahkeme’ye göre “her hangi bir konuda yapılmak istenen toplantı
veya gösteriyi açıkça yasaklayıcı veya örtülü bir şekilde yapılamaz hale koyucu veya
ciddi surette güçleştirici ve amacına ulaşmasını önleyici ve etkisini ortadan kaldırıcı nitelikte” müdahaleler hakkın özüne dokunur.103Bu çerçevede, 2911 sayılı Kanun’da yer alan
mekâna dair mutlak yasaklar ve mülki amirlere tanınan mutlak yasak koyma yetkisi,
AYM’nin öze dokunma yasağına dair ortaya koyduğu temel ilkeyi ihlal eder ve toplanma
özgürlüğünün özüne dokunur. Mekâna dair genel ve süresiz yasaklar, bir toplanmanın
ilgili olduğu mekânda yapılmasını engelleyerek amacına ulaşmasını önler ve ulaşılmak
istenen kamuoyu ve protesto edilmek istenen idare üzerindeki etkisini ortadan kaldırır.
Ayrıca mekân yasaklarına aykırılık nedeniyle bir toplanmanın kanun dışı hale gelmesi,
toplanmalara katılımı polis şiddeti ve cezai yaptırım tehdidine açık hale getirerek, ciddi
surette güçleştirici, caydırıcı bir etki doğurur. Bu özellik ve sonuçlarıyla söz konusu yasaklar, toplanmayı örtülü bir şekilde yapılamaz hale koyucu niteliktedir.
Sonuç
Toplanma özgürlüğünün temel işlevleri, siyasi katılım ve denetim olarak ortaya çıkar. Bu
işlevler, toplanma özgürlüğünü, demokratik bir toplumun en temel ve vazgeçilmez değerlerinden biri haline getirmekte ve bu özgürlüğün kullanımını, kamusal alanlarda gerçekleşen trafik, seyahat ya da ticaret gibi diğer faaliyetler ve eylemler karşısında öncelikli
kılmaktadır. Öte yandan özgürlüğün, siyasi alanda ve kamuoyu üzerinde etki yaratmak
şeklinde tanımlanan işlevi, söz konusu etkinin amacına ulaşması için uygun mekânın bireyler tarafından seçilmesini gerektirir. Bu özellik karşısında kamu makamlarının, mekâna dair düzenlemeleri gizli bir engele dönüştüren uygulamalardan ya da polis şiddeti ve
yargılamalar vasıtasıyla caydırıcı bir etki yaratan dolaylı sınırlandırmalardan kaçınmaları
temel ilkeler olarak öne çıkar.
Bu kapsamda kamusal mekânların toplanma özgürlüğüne genel ve mutlak yasaklar aracılığıyla kapatılması ölçülülük ilkesini ve öze dokunma yasağını ihlal eder. Kamusal mekânlar, sıfatlarına uygun olarak kamuya aittir ve kolektif nitelikteki toplanma
özgürlüğüne açıktır. Kamu otoriteleri, pozitif yükümlülüklerinin gereği olarak, kamusal
mekânlarda özgürlüğün kullanımını kolaylaştıran ve karşıt gösterilerin bir arada gerçekleşmesini mümkün kılan tedbirleri almalıdır. Toplanma özgürlüğünün demokratik bir
toplumdaki önemi ile eş düzeyde bir menfaatin korunmasın amacıyla, barışçıl göstericilerin haklarını gözeterek ve somut olayın koşulları içerisinde ortaya çıkan somut tehlikeler
değerlendirilerek alınan tedbirlerin, en hafiften en ağıra doğru aşamalı olarak uygulanmasını gerektiren ölçülülük ilkesi, genel ve mutlak yasaklarla bağdaşmaz. Bu yasakların
mekân ve süre bakımından genişlemesi ise özgürlüğün kullanım imkânını kökünden kaldırarak, özüne dokunulmasına yol açar.
Bu çerçevede yasama organının; uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerinin ve
Anayasa’da 2001 yılında gerçekleştirilen değişikliklerin sonucu olarak, mutlak yasakları
ve mülki amirlere tanınan yasaklama yetkisini yürürlükten kaldırması gerektiğine işaret
etmek gerekir. Bu reformun gerçekleşmemesi halinde, diğer seçenekler somut norm denetiminin ya da bireysel başvuru usulünün işletilmesidir. AYM’nin, Kanun’da yer alan
her iki maddenin de iptaline hükmetmesi ya da mekân yasaklarına dayanarak tesis edilen
eylem, işlem ve yargı kararlarının, toplanma özgürlüğünü ihlal ettiğini tespit etmesi, aynı
103 AYM, E: 1962/208, K: 1963/1, 4/1/1963, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 1, s. 74.
25