ULUSLARARASI ENGELLİ HAKLARI KONFERANSI - ENGELLİLERİN ADALETE ERİŞİMİ
nel olarak adalete erişim konusunda hazırlanmış bir doküman yer
almamaktadır.
• Hakkın öznesi olarak kabul edilme ve hakları talep etmenin bir
diğer önemli bileşeni, hukuk önünde eşit haklara sahip bireyler
olarak görülmektir. Bu bağlamda engelli hukukçuların da bu mücadelede yer alması gerektiği aşikârdır. Engelliler hukuk eğitimi
alıp avukat olabilmelerine karşılık, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Kanunu’nun 8. maddesinin g fıkrasına göre engelliler hâkim veya
savcı olamamaktadır. Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra bu hükümde yapılan tek değişiklik, “sakatlık”
ve “özürlü durumları” ifadelerini “engellilik” ve “engel” ifadeleriyle
değiştirmekten ibaret olmuştur. Bu noktada mevzuatta “engellilik”
ifadesinde lafzi bir birlik sağlanmasına karşılık, engellilerin insan
hakları bakış açısının mevzuata yansımamış olduğu görülmektedir.
2802 sayılı kanun, 1983 yılında yürürlüğe girmiştir ve insan hakları konusundaki güncel gelişmelere göre uyumlaştırılmamış olduğu
açıktır.
• Projenin kapsamı ve sınırları el verdiği ölçüde STÖ’lerle görüşül-
müştür (Görme Özürlü Evrensel Hukukçular Derneği, Engelsiz Hayat Derneği). STÖ’lerle yapılan görüşmelerde bazı önemli sonuçlar
elde edilmiştir: 1. Engelli bireylerin kurduğu veya engelli bireyler
için çalışan STÖ’lerin bir kısmının hak temelli savunuculuk bilincinin olmadığı; 2. Hak temelli çalışan örgütlerin sayıca çok az olduğu;
3. Kurulmuş olan çok sayıda STÖ’nün farklı konfederasyonların çatısı altında toplandığı ve bu nedenle ortak bir kamuoyu oluşturma
gücünün zayıfladığı.
Hem mevzuattan hem sahadan tespitler, hakkın öznesinin yanı sıra
adalete erişim sürecinde yer alan tüm aktörlerin bilgi ve bilinç düzeylerinde eksikler olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla cevaplanması gereken öncelikli sorular, engellilerin insan haklarının gerçekleşmesi için
temel yaklaşımın ne olması gerektiği ve adalete erişim kavramının açıklığa kavuşturulması ihtiyacıdır.
104